22 Ağustos 2011 Pazartesi

Odasında bir çocuk. Elinde kalem, bir kağıda bir şeyler yazıyor.. Düşünceli.. Kafasında binlerce tilki.. Pencereden bakıyor.

Aşağıda bir adam arabayla geçiyor. "Bugün beni işten çıkartacaklar" diye düşünüyor adam. Mutsuz. Üzgün.. ve korkuyor. Kırmızı ışıkta duruyor.

Karşıdan karşıya bir çocuk geçiyor koşarak. Elinde bir poşet. İçinde gazete ve ekmek. Kahvaltıda yiyeceği sucukların hesabını yapıyor kafasında.

İleride bir adam elinde tasması köpeğini gezdiriyor. "Bir an önce sıçsa da dönüp uyusam" diye düşünüyor. Esniyor.

Yanından bir kadın geçiyor. Koşarak. Kulağında kulaklık, müzik dinliyor. "Üç kilo daha kaldı, sonra o gelinliğin içine gireceğim" diye düşünüyor kadın. Yanından geçtiği yaşlı adamın on üç dakika sonra kalp krizi geçireceğini bilmeden. O sırada adamın telefonu çalıyor. Arayan kızı. Telefonunu çıkartırken kafasını çevirip yanından geçen Seat Leon marka arabaya bakıyor.

İçinde bir adam işine gidiyor. Bir an önce bitirip akşam sevgilisini eve atmanın planları içerisinde. Hafifçe gülümsüyor.

O sırada yukarıdan kendisine bakan bir çocuk, pencerede. Kafasını kaldırıp geçen uçağa bakıyor. Başka bir çocukla birbirlerine bakıyorlar. Ancak birbirlerini görmeyecek kadar uzaktalar..

Bunları düşünüyor çocuk ve kalemini bırakıyor. Eli ilaçlarına gidiyor masanın üstünde annesinin daha önceden bırakmış olduğu. Buruk bir gülümsemeyle ilaçlarını içiyor. Dışarı çıkamayacak olmanın bilinciyle..

1 Mayıs 2011 Pazar

BilgiCon 2011 - Yılın en fantastik festivali

YILIN EN FANTASTİK FESTİVALİ “BİLGİCON” 6-7-8 MAYIS’TA İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ’NDE

"Bilgi Fantastik ve Bilimkurgu Kulübü" ve "Bilgi For Fun Kulübü” nün işbirliği ile düzenlenen fantastik ve bilimkurgu temalı festival “BİLGİCON”, 6-7-8 Mayıs tarihlerinde Santral Kampüsü’nde gerçekleştirilecek.

Bilgi Fantastik ve Bilimkurgu Kulübü ve Bilgi For Fun Kulübü’nün bu yıl ilk kez düzenleyeceği fantastik ve bilimkurgu temalı festival BİLGİCON’da, konserden yarışa, panelden workshopa, FRP’den LAN Game kadar birbirinden farklı etkinlikler, fantastik ve bilimkurgu camiasından sevilen yazar, çizer ve tasarımcıların katılımıyla İstanbul Bilgi Üniversitesi Santral Kampüsü’nde düzenlenecek.

Ayrıca son olarak Bilgi Çizgiroman Kulübü de BilgiCon'a katıldı. Bilgi Glee kulübü ise, etkinliğe süpriz bir gösteri hazırlıyor.

18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl başındaki modadan etkilenerek 1980'lerde ve 1990'larda ortaya çıkan bir akım olan ve hemen her şeyin buhar gücüyle çalıştığı kurgu dönemi “Steampunk” etkinliğin bu yılki teması. Kampüsün içinde bulunan elektrik santralinin de etkisini güçlendireceği “Steampunk” temasına uygun kostümler giyip giymemek ise tamamen katılımcıların tercihi.

Yaklaşık 1600 üye sayısı bulunan bu iki kulüp okulun da manevi desteği ile ülkemizde yapılan en büyük Convention'ını yapmak için çaba sarf etmektedir. Bu organizasyona tahmini 3000 kadar katılımcı ve izleyici bekliyoruz.

Convention, özünde fuar/şenlik anlamına gelir. FRP conventionları ülkemizde çoğunlukla fantastik ve bilimkurgu ile ilgilenenlerin, bir araya gelip FRP oynadıkları etkinlikler olarak bilinmektedir. Oysa ki FRP conventionları , dünyada sadece FRPlerin oynandığı etkinlikler değillerdir. Bu etkinliklerde, bütün fantastik ve bilimkurgu mecralarının etkinlikleri yer alır.

26 Mart 2011 Cumartesi

Korkuyorum.. Tesadüflerimden korkuyorum.. Sürekli geçmişin tekrar etmesinden korkuyorum.. Yine acı çekmekten korkuyorum.. Her şeyin bu kadar çabuk geçmesinden korkuyorum.. Tekrar bağlanmaktan korkuyorum.. Yine üzülmekten korkuyorum.. Yine üzmekten de korkuyorum.. Anlaşılmamaktan korkuyorum.. Anlamamaktan korkuyorum.. Güvenememekten korkuyorum.. Güvenilmemekten korkuyorum.. Cevap verip de her şeyin başa dönmesinden korkuyorum.. Tekrar başımın dönmesinden korkuyorum.. Senden korkuyorum.. Bizden korkuyorum..

Bazı şeyleri bilmekten korkuyorum..

23 Şubat 2011 Çarşamba

Odanın sessizliğini sadece vantilatörün vızıldama sesi bozuyordu. Işıklar kapalıydı. Adam elindeki yarı dolu viski kadehini masaya bıraktı. Cebinden çıkarttığı Camel Box paketinin içinden bir sigara çıkarttı ve paketi masanın üstüne attı. Dudaklarının arasına yerleştirdiği sigarasını masanın üzerindeki zipposuyla yaktı. Derin bir fırt çektikten sonra viskisini tekrar alıp yudumladı.

Gözleri masanın üstündeki silaha gitti. Desert Eagle marka 50 kalibrelik tabancasına bakıyordu. Mermi çoktan namluya sürülmüştü. Tek yapması gereken tetiği çekmekti..

18 Şubat 2011 Cuma

Bomboş sokağın ortasında bir duvara dayanmış çocuk. Karanlık ve sessiz sokakta yankılanmış zipponun sesi ve tek bir ışık parlamış sigarasını yakarken. Derin bir nefes almış ciğerlerini yakarcasına sigarasından.. Beyninde yankılanan eski bir şarkı.. Bütün sokağın sessizliğini doldurmuş.. Bir fırt daha çekerken sol elindeki bıçağı kaldırmış havaya ve bakmış üstünden kanlar damlarken..

xxxx Flashback xxxx

"O elindekiyle ne yapmayı düşünüyorsun?"
"Bitirmem gereken bir iş var.."
"Bence bir daha düşün.."
"Ne gereği var ki? Düşününce ne değişecek ki?"
"Nereden biliyorsun bu sefer farklı olmayacağını?"
"Çünkü hiç bir zaman farklı olmaz.."
"..."
"Ben aynı kısırdöngüde yaşamaktan bıktım.."
"Bunu yapmamalısın.. Çünkü bunun geri dönüşü olmayacak.."
"Merak etme.. Bir daha geri dönmeyeceğim.."
"Doruk..."
"Ne var?"
"..."
"Biliyorum.."
"Beni unutma.."
"Geçmişimden güzel bir hatıra olarak kalacaksın.."
"Yap o zaman"
"..."

xxxx

Çocuk sigarasından son bir nefes alıp sigarasını fırlatmış. Son bir kez elindeki bıçağa bakmış.. Sonra da yerde yatan karaltıya dönmüş..

"Elveda insanlığım.."

Bıçağı bir kenara atıp, arkasını dönmüş ve pardösüsünün yakasını kaldırıp sokaktan uzaklaşmış..

19 Aralık 2010 Pazar

Küçükken evdeki bayrağı alıp boynuma bağlardım pelerin gibi. Sonra da koltuktan koltuğa atlardım. Süpermen olduğumu sanırdım.

Keşke yine olsam süpermen. Onun kadar güçlü olabilsem. Tek derdim koltuktan koltuğa atlamak olsa..

21 Kasım 2010 Pazar

Beşiktaş'ın Gidişatı Hakkında

Yazacağım okunmayacak farkedilmeyecek ama en azından kendi içimi rahatlatayım. Yazın başında hepimiz Beşiktaş'ın bir önceki sene ne kadar kötü olduğu bu takımda ciddi değişiklikler yapılması gerektiği konusunda atıp tutuyorduk. Ben dahil Demirören'e etmediğimiz laf kalmamıştı. Daha sonra Demirören bunları sindiremeyip bize Avrupa'nın en iyi hocalarından birisini, Bernd Schuster'i getirdi. Büyük bir heyecanla bekledik. Önce Quaresma, Sonra Guti transferleriyle coştuk. Rengarenk ligimizdeki bütün takımlara hava attık. Diğer takımlar tarafından imrenildik. Hepimiz dört gözle Buca maçını ve Quaresma'yı bekledik. Ancak ortada bir eksiğin olduğu herkes tarafından konuşuluyordu. Bir hızlı forvetin ve hızlı defansın Schuster'in oyun yapısına gerekli olduğunu hep söyledik.

Ancak bu oyuncular malesef alınamadı. Futbol hayatının sonuna gelmiş Fatih Tekke, yavaş oyuncu Bobo, koşmaktan başka bir işe yaramayan Nobre ve hırsına yenik düşen Holosko ile maçlara çıkmak zorunda kaldık. Nihat konusunda kendisi gerçek bir Beşiktaşlı olduğu ve ona geçmişinden gelen bir saygıyı borç bildiğim için konuşmayacağım.

Maçlar başladı Quaresma inanılmaz goller attı, sevindik. Guti resitalleriyle bizi coşturdu, kudurduk.

Ancak sırayla sakatlıklar gelmeye başladı. Rıdvan, Sivok, Quaresma, Ekrem, Rüştü, Guti, Hakan, Ferrari, Nihat ve bugün tekrar Quaresma ve Ersan sakatlandı.

Bir dönem Schuster sahaya sürecek oyuncu bulamadı. Ligin başında sahamız o kadar kötüydü ki teknik oyuncu katili maçlar izledik. Rakip takımlar o kadar ahlaksızdı ki kendini bilmez bir teknik direktör "Ne yapalım adamların kalitesine yetişemiyoruz tekme tokat girmek zorundayız" gibi laflar edebildi.

Buna rağmen Beşiktaş iyi oynayabilen, pozisyon üreten, çaba harcayan bir takım olduğunu ortaya koydu. Ancak hep basit hatalar, bitiricilik eksikliği Beşiktaş'ın maçlarını kaybetmesine ve beraberlikle haftayı kapatmamıza neden oldu.

Ülkemizdeki basın anlayışı ne yazık ki çamur at izi kalsın mantığıyla iş yaptığı için ilk olarak Schuster'e, daha sonra oyunculara yüklendiler ve hala Erman Toroğlu gibi provokatif yorumcular öncelikle Schuster'e saldırmaya devam ediyorlar.

Bu yorumcuların dillerinden "Schuster'in sistemi yok" lafı düşmüyor.

Tekrar düşünelim, Real Madrid'e Saviola'yı, Robben'i Heinze'yi, Sneijder'ı alıp, Real Madrid'e o zamana kadar ki en yüksek puanla sezonu şampiyon bitirtip Barcelona'nın rekorunu kıran ve İspanya Süper Kupası'nı da alan Schuster'in nasıl bir sistemi olmaz?

Bunu söyleyebilmek için insanın aklını peynir ekmekle yemesi lazım.

Birisinin artık basına Schuster'in teknik kontratak oynatıp, hızlı arapaslarla, hızlı kanat ataklarıyla gol arayan ve ileride defans anlayışıyla hızlı dönüşler gerçekleştiren defansif anlayışa sahip olduğunu, ortasahayı domine etmeyi sevdiğini söylemesi lazım.

Schuster'in sistemi hızlı ve teknik oynatmaktan geçiyor. Ancak senin takımının defansı yavaş, forveti yavaş olursa tabi gol atamaz, bir sürü de gol yersin.

Bunun nedeni Schuster'mi? Hayır bunun nedeni sakatlıklar ve alınamamış olan oyuncuların eksikliğidir.

Bugün ne Bobo, ne Tabata, ne Nobre, ne Holosko, ne Hilbert, ne Ferrari, ne Zapotochny, ne Fink, ne de Nihat bu oyuna uygun Beşiktaş oyuncularıdır.

Bir an önce Bobo hariç diğerlerinden kurtulmalı ve onların yerine "hızlı ve teknik" oyuncular alınmalıdır.

Özellikle hızlı bir golcünün eksikliği bizim önceliğimiz olmalıdır.

Ancak Beşiktaş ruhuna sahip bütün taraftarların Bernd Schuster'e öncelikle moral, daha sonra destek vermesi hayati önem taşımaktadır. Unutmayın ki Türkiye onun sayesinde bir Quaresma, bir Guti gördü.

Teknik direktörümüze bir an önce sahip çıkıp yamyam Türk Basını'na kurban etmeyelim!