28 Eylül 2008 Pazar

Ben bir garip kumaş parçasıyım...

Ben bir garip kumaş parçasıyım Arabistan'ın çöllerinden develerle göç etmiş.

Zamanında insaları yakıcı güneşten ve çöl fırtınalarının taşıdığı kumlardan korurdum. Yıllar yılları kovaladı ve bir din ortaya çıktı yaşadığım topraklarda. Yıllar akıp giderken bu din başka devletlere ve onların topraklarına da yayılmaya başladı. Ve bir gün Osman oğullarının yönettiği bir devlet benim topraklarımda yaratılan dini benimseme kararı aldı. Ama bu kadarla da kalmadı.

Topraklarımı o kadar beyenmişlerdi ki, kültürümü de onunla beraber kendilerine aldılar. İçeceklerinden, yemeklerine, yaşam tarzından, mimarisine bir çok şeyi kendi kültürlerine aktardılar. O sırada birileri de beni tuttu çekti kendi kültürüne. Aldılar götürdüler Anadolu denilen yere. Çok beyendiler benim kumaşımı, şeklimi ve kendileri de beni kullanmaya başladılar.. Artık görevim insanları güneşten, kumlardan korumak değil, bir moda unsuru olarak kendimi başkalarına beğendirmek olmuştu artık.

Uzun yıllar davetlerin, partilerin baş konuğu oldum. Ancak yıllar sonra Osmanlı yıkıldı ve yepyeni bir devlet peydahlandı küllerinden. Bu yeni devlet beni bir kenara itivermişti bir anda. Bütün eski ihtişamım gösterişim kalmamıştı insanların gözü önünde. İnsanlar artık avrupa modasını izliyor farklı davranıyorlardı. 


Bir kaç insan bana kıyamamış olacak ki, beni önce köylerden dirilttiler tekrar. Ancak işleri biraz abartmaya başladılar. Artık ben Türk kadınının namusu olmuştum. Beni takmayan kadın namussuz olarak görünmeye başlamıştı bazı yerlerde. Ben her ne kadar bir kumaş parçası olduğumu anlatmaya çalışsam da beni dinlemediler. Beni adeta putlaştırmaya başlamışlardı. Gittikçe daha çok simgeleşiyordum. 

Ülkenin yönetimi ekonomiyi toparlayamadıkça, dışarıya açılıp saçıldıkça, insanlar seslerini çıkarmaya başladılar. Darbeler oldu. Ancak bunu bir şekilde engellemeleri insanları tek bir unsurun altında birleştirmeleri ve uyutmaları gerekliydi. Ve yine beni buldular. 

İnsanları dini duygularını istismar edebilmek için her yerde beni kullandılar. Artık ben dinin sembolüydüm. Dini ben ayakta tutuyordum. 

Yüz yıllar önce rüzgarla ve sıcakla savaşırken şimdi el üstünde tutulmaya başlamıştım. Neden? Ben gerçekten bu kadar kutsal mıyım? Neden sadece ipliklerin birbirine geçmesinden oluşuyorum o halde? Ben sadece bir kumaş parçası olduğumu düşünürken bu insanlar neden bana bu kadar muhtaç hissediyorlar kendilerini? Anlayamıyorum...

1 yorum:

Adsız dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.