30 Kasım 2008 Pazar

Mutluluk üzerine bir iki üçün birinicisi...

Çıkmaz sokağa dalan adamın yapacağı çok fazla birşey olmasa gerek. Şöyle bir düşününce yapabileceği tek şey boynunu büküp paşa paşa geri dönmesi yönünde olacaktır. Ancak burda önemli olan çıkmaz sokağın gerçekten çıkmaz mı olduğudur? Bu çıkmaz sokağın bir deliği gediği yok mudur? Nedir yolu kapatan bir duvar mı üstünde "Humpty Dumpty" abinin oturduğu? Yoksa bir bina mı, artık içinde sadece farelerin konakladığı?

Koskocaman yumurta adamın tırmandığı duvara sen tırmanamıyor musun be adam?! Senin ondan eksiğin ne? Yada korkuyor musun o karanlık binaya girmeye tek başına belki kaybolurum çekingenliği ile? Zavallısın o zaman be okuyucu.. Seni üzmeyi sevmem bilirsin ama dayanamıyorum işte seni bu halde görünce be canım okuyucu. Severim seni bilirsin. Ondan bu kadar geliyorum üzerine..

Diyeceksin şimdi bu adam kim oluyor da bana ders vermeye kalkıyor? Haklısın aslında ben kim oluyorum da tanımadığım birisine ders vermeye kalkıyorum. Saygı duyup bırakırım ders verme faslını. Yada bırakmam, istemiyorsan okumazsın be okuyucu! Seninle bunun için kavga edecek değiliz ya, kapatır gidersin sağ üst köşedeki çarpı işaretinden içinde yaşadığım bu sayfayı. 

İzninle konuma dönmek istiyorum. Ehm.. (Hep sevmişimdir bu burnu havada boğaz temizleme olayını.) Ben de düştüm çıkmaz sandığım yollara. Elimde tarihi devirlerden kalma yarısı silinmiş bir harita.. Bulamadım yolumu uzun süre.. Az kalsın dönüyordum ben de boynumu bükmüş bir vaziyette. 

Dönmedim ama. Dönemezdim... Daldım o eski püskü binaya, bacağıma tırmanmaya çalışan sıçanları umursamadan. Az kalsın kayboluyordum karanlık koridorlarında taş binanın. Ama sonunda o pencereyi görebildim. Camları yıllar önce kırılmış, yolun kesilen devamına bakan..

Ve devam ettim, yolumdan ayrılmadan. Yürümeye...

0 yorum: