Öğrenci adamız biz de Türkiye'nin yüzde bilmemkaçı gibi. Tek görevimiz var, çalışmak. Kimimiz yapar, kimimiz yapmaz ama görevimiz belli. Çalışacaksın, derslerini geçeceksin. Basmakalıp, asla modernize olamamış, kimliksiz bir eğitim sisteminde yapabileceğin tek şey, birilerinin senin için çok öncelerden çizmiş olduğu yoldan sapmadan yürümek.
Bu çizgiyi sırat köprüsü gibi düşünmek lazım. İkisi de çok önceden çizilmiş iki çizgi sadece.. İkisinde de yürümek zorundayız. Düşersek ya da saparsak? Yanarız.. Kayboluruz.. Hiçliğin içine düşer yok oluruz..
Birileri çizmiş yollarımız daha önceden. Koymuşlar önümüze tek bir seçenek ve seçin diyorlar, dalga geçer gibi.. Önce Liseni seçmeni istiyorlar görkemli isimlerle, "ANADOLU LİSESİ!!", " FEN LİSESİ".. Oysaki kimin hangi lisede okuyacağı bile belli daha doğduğu günden.. Çünkü sistem zaten çoktaaan hazırlanmış o öğrencinin hayatını yönetmek için.
Öncelikle seviyesine göre lisesinin ismini değiştiriyorlar. Nasıl bir seviyeyse bu artık.. Kimisinin ki Anadolu lisesi oluveriyor. Kimisini de atıyorlar düz liseye ya da bir meslek lisesine, kanıksasınlar seviyelerinin yetersiz olduğunu daha fazlasını yapamayacaklarını kabul etsinler diye... Kısıtlıyorlar zaten baştan onların gelişimlerini, özgür düşünme yetilerini... Hayatlarını yönlendirmeye devam ediyorlar...
Gün geliyor artık büyümüş bir birey olup bir "ÜNİVERSİTE" öğrencisi olmaya. Dört yıl boyunca bu psikolojiyi dayıyorlar öğrencinin sırtına.. Bir yük gibi biniveriyor.. Buna bir de daha ilk günden sisteme adapte olmuş ve hatta onun tarafından yetiştirilmiş aileler de katılıyor. Üstüne bir de öğretmenler, arkadaşlar, eş, dost teker teker yüklüyorlar bulabildikleri her boş laf çuvalını zavallı öğrencinin sırtına...
Öğrencinin ise yorulması yasak.. O çalışmak zorunda.. O sistemin gereklerine ayak uydurmak zorunda yoksa.. düşer..
Üç öğrenci vardır benim kafamda; Sistemin çoktan önünü kestiği öğrenciler, sistemin ileride önünü tıkayacağı öğrenciler ve sistemin mantığını kavrayıp ona karşı koymayı öğrenen öğrenciler...
İlk türdeki öğrenci tamamiyle bir umutsuz vakadır. Bir üniversite kazanma şansı %1-2 olan bu öğrenci şehrin en kötü okullarında okumaya sistem tarafından mahkum edilmiştir. Bu öğrenci genellikle çocukluğunu özgürce yaşamış, en büyük hedefi mahalle takımının bir sonraki maçında iki gol daha fazla atmak olan bu öğrenci sistemin daha baştan elediği öğrencidir. Bu öğrenci derslerinde asla başarılı olamadığı gibi başarılı bir orta öğretim hayatına sahip olma şansını da kaybeder. Onun için artık sadece moral bulabilmek için saatlerini geçireceği özgür internet kafe ortamları vardır... Sistem onu çoktan elemiştir...
İkinci türde bulunan öğrenciler ailelerinin baskısı sonucunda ilköğretim boyunca sokaklardan feragat edip çocukluklarını sisteme feda eden öğrencilerdir. Bunlar ilköğretim derslerini aksatmayan ve öğretmenlerinin gözde öğrencileri olmayı başarmış çocuklardır. Dersaneye giderler ve dersanede dereceler yapabilmek, daha çok soru çözeblmek hayatlarının amacı olmuştur artık. Sistem o öğrencileri ödüllendirir ve isimleri koca koca puntolarla yazılacak okullara giderler. Onlar diğerlerinden üstündürler. Çünkü onların liselerinin t*şaklı isimleri vardır. Sistem bir süre bu öğrencilerin egolarını şişirir.
Bu öğrencilerin yolu zaten çizilmiştir. Bu öğrenciler daha sonra ikiye ayrılacaklardır. Artık sistemi kavrayanlar va hala sistemin kölesi olanlar. Bu öğrencilerin bir çoğu gittikleri liseler gibi isimlere sahip üniversitelere giderler. Bu öğrencilere üniversiteler sistemde yerlerini koruyabilmek için ayrı ayrı ödüller dağıtır, paralar verir. Bu öğrenciler sistem için çok değerlidir. Çünkü sistem başarılı olduğunu kanıtlama ihtiyacı duyar. Bunu da bu öğrenciler sayesinde yeni kurbanlara gösterir. Sistem başarmıştır.
Sistemi artık bazı öğrenciler kavramaya başlamışlardır. Bu öğrenciler üniversiteye gitmenin gururuyla bir çok görevlerini tamamladıklarının farkına varırlar. Artık aileleri bunlara baskı yapamaz hale gelmiş ve gittikçe bağımsız birer birey olmaya yaklaşmışlardır. Bu noktada sistemden biraz saparlar. Tabi bunun üzerinde bazı üniversitelerin daha özgür bir eğitim yapısının olmasının büyük etkisi vardır.
Bu öğrenciler ilk senelerde derslerinde bocalayabilirler ki nitekim bocalarlar. Çünkü 12 yıl boyunca taşıdıkları yükü bir kenara koymuşlardır ve dinlenme gereği hissederler. Bu öğrenciler artık hedeflerini sisteme çizdirmek yerine kendileri çizmeye başlarlar. Sisteme bağlı iş hayallerinden kaçınır, özgür ve bireysel olmak isterler. Bu öğrencilerin kendilerini artık kurtarma şansı vardır. Bunların bir çoğunluğu zaten sistemi yaratanlar ve kontrol edenlerin yanında yerlerini alırlar.
İkinci kesim artık memur olma yolunda büyük ölçüde ilerlemiştir. Üniversitelerini de lise gibi okur ve bitirirler. Onlar için özgürlük düşüncesi yoktur çünkü. Sistem bu düşünceyi katletmiştir doğru zamanda. Onlar sisteme bağlı çalışan androidlerdir artık. Üniversite bittikten sonra da sistemin yarattığı bir iş kolunda çalışmaya devam edecekler ve sistem her seferinde onları kendi aralarında istediği gibi rütbeler ve isimlerle oyalayacaktır. Bunlar eninde sonunda rutin ve vasat bir hayata sahip olup sisteme yeniş düşeceklerdir. - ki zaten düşmüşlerdir.-
Gelelim son kesime, kişilikleri ve zekaları sayesinde sisteme hep karşı çıkanlara ve onu sorgulayanlara. Bu kesimin en büyük yardımcısı şanstır. Bu tip insanlar çocukluklarında sokak-ders ikilemi arasında bocalamış ve ailesine mi bağlı kalmalı, yoksa sokaklarda özgürce mi yaşamalı, karar verememiş çocuklardır.
Bunlar belirli ölçüde sokak çocuğu olup, belirli ölçüde de derslerine vakit ayırırlar. Burada basit bir düzen varmış gibi görünse de aslında bu çocuklar tamamen boşlukta büyürler. Dersleri ilk başlarda yüksek olsa da yaş ilerledikçe sistemin zorlamalarının mantıksızlığı önünde sisteme karşı tavır almaya başlarlar. Aslında bu dönem çocuk için çok tehlikeli bir dönemdir. Bu dönemde çocuk sisteme tamamen karşı bir tavır alarak sisteme en başta yenik düşenlerin arasına katılabilir. Çünkü sistem çocuk için çok fazla güçlüdür.
Çocuk şansı sayesinde sistemi ufak çalışmalarla oyalayarak balansını dengede tutabilir. Ancak hiçbir zaman ders notları ailesinin istediği gibi olmayacaktır.
Bu öğrenci isimsiz bir okula gidebilir. Ya da gittiği okulun ismi yeteri kadar büyük olmayabilir. Ancak öğrenci sistemde kendisine yeni bir yer yaratmıştır artık ve tehlikeli bir oyun oynadığının da farkına varmaya başlamıştır. Notları dengesizleşir. Üniversite stresi üstüne yük olarak binmemektedir artık. Sistemin elbet bir açık vereceğinden emindir öğrenci. Çünkü sistem hep bu açığı ona vermiştir. Belki ilk sene bi üniversite tutturamaz. Sistem ondan daha güçlü çıkabilir. Ancak elbet bir üniversitenin kapısı ona açılacaktır. Çünkü o sisteme inanmamaktadır.
Nihayet sistem bir açık verir ve bu öğrenci şansının sayesinde bir üniversitenin yolunu tutar. Artık onu durdurabilecek pek birşey kalmamıştır. Çünkü o yıllar öncesinde hangi yoldan gideceğini zaten kendisi çizmiş ve bu yolda da ilerlemiştir. Bundan sonra da hiç şaşmadan kendisinden emin bir şekilde yoluna devam edecektir. O sistemi çoktan alt etmiştir.
Sisteme yenik düşmemeniz dileğiyle...


1 yorum:
Kesinlikle sana hak veriyorum ,lise öğrencilerine bu psikolojik sorumluluğu yüklemek çok acı,onlardan en hareketli dönemlerinde evlere kapanıp ders çalışmalarını istiyoruz ,eh bu hiç kolay değil. Keşke eğitimde reformlar yapılabilseydi ülkemizde.Sen şu an şanslı olanlardansın, o zor dönemi aşmış ve üniversiteye girmiş birisi olarak yoluna devam edeceksin.Sana yazılarında ve okulunda başarılar diliyorum. Çünkü senin de henüz ders çalışma dönemin bitmiş değil :))
Yorum Gönder