Hava aydınlanmaya başlamış sanki. Robert Krugmann'ın İlyada yorumunda olduğu gibi, gül parmaklı şafak ortaya çıkıyor. Ya da bu böyle değildi, çok da umurumda.
Vampir olmaya yüz tutan ben, -dişlerimin sivrileşmesinden korkmaya başladım- her zamanki gibi geceyi gündüze katmış, bilgisayarımın başında zaten ölmüş olan zamanımı daha da öldürmenin yollarını aramışım. Odada uyuyan arkadaşlarım rüyalarının 86. safhasını yaşarken ben ne diye hala burada oturuyorum?
Benim anormal saatlerde yazdığım bu yazılarımı sen, okuyucu hep normal saatlerde mi okuyorsun hep merak etmişimdir. Tek ben miyim zamanı bu kadar kötü kullanan?
Yarın achivement test denen bir olayın gerginliği içerisindeyim be okuyucu. Tam öss den kurtulduk derken bir de kur atlama, gelişim gibi garip garip sınavların kucağına düştük.
Gözlerim acıma ile ağrıma arasında kararsız kalmışken, dışarıda onlarca martının benim için şov yaptığını yarım yamalak farkettim. Birisi martı pisliğe gelir demişti. Kim olduğunu hatırlamıyorum. Önemsizliğinden değil, kesin önemli birisidir. Sadece uykusuzluktan...
Boşver bunları da ben de yetimi kaybediyorum sanki. Yazma yetimi... Malzeme bulamıyorum artık yazacak.. Birşeyi anladım bu arada, yazı yazabilmek için ya mutsuz olacaksın, ya da sinirli olacaksın. Yoksa yetin dağa kaçıveriyor kalıyorsun ortada. O yüzden iyi mi idare et bu yazdıklarımla. Arada bi eski yazılarıma bakıver canın sıkılırsa. Ben mi? Ben yine yazacağım saçmalamaya devam ediyor olsam da. Yazacağım.. Ya napacaktım?


2 yorum:
Yeti nerde?
Dağa Kaçtı.. hmm.. Yok yok kaybolmamış sende bişey abartıyorsun ((:
Yazmak için biraz kahve biraz sigara mum ve tütsü lazım
((:
O değil de, bende merak ederdim yazılarımı normal bi saatte okuyan var mı? bilmiyorum.. ama sen artık biliyorsun.. Okuyucun gece 4 'lerde okuyo yazılarını ((: sağlıcakla kal.. ayy kal geldi ..
Ekoin
ee ben yazıyı o saatlerde yazıyorsam okuyucu da o saatlerde okumalı değil mi? :))
Yorum Gönder