28 Nisan 2009 Salı

Bölüm 1 - Ev

Gözlerin yuvalarından kurtulmak için son damlasına kadar çabalıyor.. Vücudundaki bütün kaslar ağrıdan büzüşüp emirlerine karşı geliyorlar.. Boğazında kuru bir acılık yerleşmiş sana gülüyor.. Karnın bir davula vurulur gibi ritmik olarak seni sancıya boğuyor. Bir an kendinden uzaklaşıyorsun.. Evin diğer ucundan kendine baktığını hissediyorsun.. Sonra yine kendinin içindesin.. Yatağından büyük bir çabayla kalkıyorsun ama buna hemen pişman oluyorsun. Kafana birisi kocaman bir baltayı indirmiş. Ya da sen öyle hissediyorsun, çünkü baş ağrın sana kafanın yarılmış olması gerektiğini düşündürüyor. Gözlerini ovuşturuyorsun. Bir an gözlerin rahatlar gibi oluyor ama kısa süre sonra şiş ve ağır haline geri dönüyorlar. 

Terliklerini giyiyorsun ayağına sendeleyerek. Kapı kolunu tutup kapıyı açıyorsun. Koridor soğuk. Titretiyor seni bir anlığına. Düşünüyorsun üstüne bir hırka almayı ama üşeniyorsun. Tuvalete yürüyorsun ağır ve yorucu adımlarla.  Işığı yakıyorsun. Ayna solunda kalıyor, bakmıyorsun. Tuvaletini yapmaya başladığında, aslında ne kadar sıkıştığını farkediyorsun. 

Sifonun sesi kulaklarını doldurduğu sırada midenden bir isyan çığlığı yükseliyor. O anda aslında midenin sana bir fazlalık olarak geldiğini düşünüyorsun. Bulantı dalgası başına vuruyor.  Ellerini lavabonun kenarlarına dayayarak kafanı kaldırıyorsun. 

Aynada tanımadığın bir adamın yüzü var. Bir süre sonra yüz tanıdığın birilerine benzemeye başlıyor. Sol gözün morarmış olması, dudağının sağ tarafının parçalanmış olmasını, burnunun kırılmış olmasını ve sol yanagında bulunan derin yarayı çıkartırsak tıpkı bir gün önceki yüzün bile diyebileceksin. Gayri ihtiyari olarak elin önce gözüne gidiyor. Hafifçe dürtüyorsun. Gözün sana acıyla küfrediyor. Burnun gerçekten o şekli alabilmek için kırılmış olmalı, diyorsun içinden. Suyu açtığını farketmemişsin ama su bir süredir akıyor. Ellerini soğuk suyun altına sokuyorsun. Yüzünü buruşturmak sana acılarla dolu bir hediye veriyor. Suyu yüzüne sürüyorsun. Yanağındaki yaranın dikişli olduğu dikkatini çekiyor. 

Mutfaktasın. Ocakta su kaynıyor. Çay mı, kahve mi hatırlamıyorsun. Baş dönmen çok yoğun. Dalga dalga seni dünyadan kopartmaya çalışıyor. Az önce içtiğin minosetin baş ağrısına iyi geldiğini biliyorsun ama dönmeler konusunda bir umudun yok. 

Beyin sarsıntısı geçirmiş olabileceğin aklına geliyor. Bir süre sonra dönme duruluyor. Biraz daha ölmeden dayanabileceğini düşünüyorsun. Beynin bütün bunlara neden olan şeyleri gözünün önüne getirmek için pek de aceleci değil. Doğru zamanı bekliyor. 

Kahveni aldıktan sonra dolaplardan mısır gevreği ve süt çıkartıyorsun. Kahveni içtikten sonra yumuşayan mısır gevreğini kaşıklıyorsun. Bir kaç dişinin eksik olduğunu o anda farkediyorsun. 

Kahvaltını bitirdikten sonra duş almak üzere banyoya gidiyorsun. Sıcak suyun olduğunu bilmene rağmen kontrol ediyorsun. Gece yatarken tşört ve kotunla yatmış olman o anda seni rahatsız etmeye başlıyor. Tşörtü çıkartıyorsun. Siyah tşört yapışkan ve soğuk bir hisle vücudundan ayrılıyor. Bunun nedenini vücudunun üstü çıplak kalınca öğreniyorsun. Göğsünde ve sırtında yer yer pıhtılaşmış ama hala parlayan kan izleri var. Senin kanın olmadığını umuyorsun ama buna o kadar da emin değilsin. 

Pantolonun çıkarken sana daha çok itaat ediyor. Ama çıkartırken eğilmek, sırtına dayanılmaz acılar çektireceğini haykırıyor. Siyah kot lekesiz görünüyor ama bir yerlerinin kanla ıslanmış olduğunu tahmin ediyorsun. Son olarak iç çamaşırını da çıkartıyorsun. Hala temiz olduğunu görmek seni mutlu ediyor. Ancak bu mutluluk bel kısmında lastiğin üzerindeki kırmızı lekelerle çok uzun sürmüyor. Sırtın da kan içinde olmalı. 

Ilık su vücuduna değdikçe hafif sızlamalar ve ufak rahatlamalar birbirine karışıyor. Ayağının dibinden kırmızı sular aktığını görüyorsun. Kan lekelerinden kurtulmak bile sana huzur veriyor. 

Sudan çıkıp havluya uzanıyorsun. Bornozunu lekelemek bugün istemediğin bir lüks. Kurulandıktan ve saçlarını da fön makinasıyla kuruttuktan sonra odana gidiyorsun. 

İki kişilik yatağın, masan, laptopun, dolabın gözünün önünde yerleri yerine dönüyorlar. Yatağına gayri ihtiyari oturuyorsun. Sırtın ve belin bu hafif rahatlamayla sana minnet sözleri söylüyorlar. Kalkıp dolabının kapığını açıyorsun. Temiz iç çamaşırı, temiz kot ve temiz bir polo tşört vücudunda ait oldukları yere yerleşiyor. Son olarak da çorabını bin bir çabayla giyiyorsun. 

Telefonunun yanıp sönen ışığı laptopunu açacakken dikkatini çekiyor. Ufak tuşlara basarak kilidini açıyorsun. 24 cevapsız çağrı yazısı merakını artırıyor. Kim olduğuna bakıyorsun. Tanıdık gelmiyor. 

Bilmediğin bir numaranın seni defalarca aramış olması sinir bozucu. Tam telefona bakarken aynı numara tekrar açıyor. Düşünmeden yeşil tuşa basıp, telefonu kulağına götürüyorsun.

- Alo?

1. Dün gece polisler tarafından dövüldüğünü bilen örgüt arkadaşın arıyor.

2. Dün gece bir barda çıkan olayda dövüldüğünü öğrenen arkadaşın arıyor.

3. Dün gece bir sokak kavgasında dayak yediğini öğrenen arkadaşın arıyor.

(İlk seçeceğiniz numaraya göre devamını yazacağım.)

1 yorum:

özden özgür dedi ki...

özden özgür, 02 Mayıs, 18:03

1.Dün gece polisler tarafından dövüldüğünü bilen örgüt arkadaşın arıyor.

buraya aktarmak geç oldu :P artık kusura bakma xD