22 Ağustos 2009 Cumartesi

Hazırlık

Kimileri günün ilk ışıklarıyla gözlerini açıp yeni bir güne başlarlar. Kimileri de günün ortasına kadar uyuyup gece ne kadar geç yatmış olabileceklerini anlatırlar. Bazıları ise sadece gündüzleri uyurlar. 

Güneş dünyanın görünmeyen bir tarafını aydınlatmaya yol alırken Volkan gözlerini açtı. Kapkaranlık.. Eliyle tabutunu ittirdi ve yavaşça içinde doğruldu. Hafif bir ışık kapı aralığından sızıyordu.

Vampirler, insanlar gibi uyanmazlar. İnsanların uyandıklarında hissettikleri uyku mahmurluğu onlarda yoktur. İnsanı korkutacak kadar dinç ve bir insanın kanını kurutabilecek kadar aç...

Volkan ilerideki masanın üzerinden cep telefonunu aldı ve açma tuşuna bastı. Telefon bir süre sonra elektronik melodiler eşliğinde açıldı. Volkan hemen tuşlara basarak sahibi olduğu barın işletmecisi ve yakın arkadaşı olan Hüseyin'in numarasını bulup, arama tuşuna bastı.

-Volkan, seni bekliyor. Aynı oda. 

Volkan derin bir nefes alıp telefonu kapatıp, masanın üzerine koydu. Gidip odasına direk açılan banyosuna girdi. 

Duş ve giyinme seremonisi bittikten sonra odasından çıktı ve üst kattaki odalardan birisine yürüdü. Bina yer üstünde iki, yer altında üç katlıydı. Volkan'ın odası en alt kattaydı. Girdiği odada bir koltuk ve bir masadan başka hiç birşey yoktu. Koltukta solgun yüzlü bir kız oturuyordu. Bir kan verici.. Volkan bu kızla daha önce de karşılaşmıştı. Hiç birşey söylemeden kızın yanına yaklaştı ve arkasına geçip boynuna doğru eğildi. Kız da başını sola doğru yavaşça yatırdı.

Dişler saplanıp, emme işlemi bittikten sonra Volkan doğruldu ve cebinden çıkarttığı bez parçasına dudaklarını sildi. Kız yüzünde garip, mutlu bir ifadeyle olduğu yerden kalktı ve masadaki Volkan'ın o ana kadar farketmediği yiyeceklerin başına oturdu ve yemeye başladı.

Volkan kıza hafifçe rönesans soylularının yapacağı türden selam vererek odadan çıktı.  

Ofise vardığında Hüseyin hararetli bir şekilde masada oturmuş, telefonla konuşuyordu. Birilerine sinirlenmiş olmalıydı. Haluk da o sırada masanın önündeki koltuklardan birisine oturmuştu. Hüseyin sinirli bir şekilde telefonu kapattı ve ayağa kalktı. 

-Herşey hazır Volkan. Seninkiler birazdan burada olur. 

Volkan hafifçe başı ile onayladı ve masasına oturdu. Hüseyin de Haluk'un karşısındaki koltuğa geçti. Volkan'ın gözü masanın üzerindeki kılıcına gitti. Hüseyin onun için yerinden çıkarmış olmalıydı. Katanasını eline aldı ve sapından tutarak, kınından ayırdı. 

Katanası tamamen gümüşten yapılmaydı. Dengesi mükemmeldi. Elinde tutmaktan büyük keyif alıyordu. O sırada Haluk'un telsizinden sesler gelmeye başladı. Haluk telsizini kulağına yaklaştırdı ve söylenenleri dinledi. Ardından Volkan'a döndü.

-Efendim, gelmişler.

Haluk yavaşça ayağa kalktı ve dışarıya çıktı. Volkan katanasını yavaşça kınına koydu ve masanın üstüne geri bıraktı. O sırada kapı çaldı ve içeriye bir kadınla, bir erkek girdi. Volkan yavaşça ikisini de süzdü.

-Merve.. Murat.. Oturun.

Hüseyin yavaşça ayağa kalktı ve yerini Merve'ye bıraktı. Murat da az önce Haluk'un oturduğu koltuğa oturdu. Hüseyin gidip duvara yaslandı ve kollarını göğsünde kavuşturdu. Volkan herkes yerine yerleşince Merve'ye bakarak sordu.

-Tolga nerede?

Merve masaya tutunarak iyice Volkan'a döndü.

-O Tarkan'ı ayarladığımız yere getirmeye çalışıyor.

Volkan koltuğunda yavaşça dikleşti.

-Nereye gelecek?

-Eski bir fabrikaya gelecek. Orada adamlarıyla bekleyecek. Biz adamlarıyla uğraşırken sen onunla yalnız kalabileceksin.

-Başlayalım o zaman.

Hepsi yavaşça doğruldu ve masanın önünde bir üçgen oluşturdular. Merve, Volkan'ın solunda, Murat ise sağında duruyordu. El ele tutuşmuşlardı. Önce Merve, Muratı tutan elini kaldırdı ve bileğini Volkan'ın ağzına dayadı. Volkan sivri dişlerini bileğe geçirdi ve sesli bir şekilde bileğinden kanını emmeye başladı. Bir süre sonra elini yavaşça çekti ve aynı şeyi boşta kalan eliyle Murat tekrarladı. 

Volkan, diğerlerinin kanını emdikçe içine akan gücü hissedebiliyor ve bu tenini karıncalandırıyordu. İki vampir de çok güçlüydü. Volkan içinin güçle dolduğunu hissediyordu. 

Kan verme işi bittiğinde tekrar el ele tutuştular ve yavaşça ellerini bıraktılar. Merve koltuğa yığılır gibi oturdu. Murat daha dayanıklıydı. Ancak ikisi de çok güçsüz kalmışlardı. O da yavaşça koltuğa oturdu.

Volkan, Hüseyin'e döndü. 

-Merve ile Murat'ı beslenmeleri için odaya götür. Güçlerini toparlasınlar. Hazır olduklarında çıkacağız. Bana da bir gömlek yollat.

Hüseyin başıyla onayladı ve ikiliyi peşine takıp dışarıya çıktı. Volkan'ın giydiği beyaz gömleğin üst kısmı kan lekeleriyle dolmuştu. Kapı çaldı ve içeriye barmenlerinden birisi olan Yusuf girdi. Elinde askıda beyaz bir gömlek tutuyordu. 

-Efendim, gömleğinizi getirdim. 

Volkan başıyla onaylayıp gömleği elinde aldı ve üzerini değiştirdi. Kirli gömleği barmene verdi ve koltuğuna oturdu. Barmen eğilerek selam verdi ve dışarı çıktı. 

Artık tek yapması gereken beklemekti.

0 yorum: