İki siyah Mercedes Vito, Volkan'ın Audi'sinin önünde yeşil ışığın yanmasını bekliyordu. Havaalanı yoluna girmiş Merve'nin söylediği yere doğru ilerliyordu araçlar. Vitolarda yirmi kadar likantrop ve vampir vardı. Hepsi kendisine ölümüne sağdık yirmi asker.
Volkan dikiz aynasından Hüseyin'e baktı. Siyah 1965 Ford Mustang'iyle kendisini takip ediyordu. Işık kırmızıdan, yeşile dönerken koltuğunda dikleşti. Sırtında asılı olan kılıcı rahatsız ediyordu. Meydan'dan Aspendos bulvarı doğrultusunda ilerlediler.
Arabanın saati 02:24'ü gösteriyordu. Vitoların yavaşlamasıyla kendisi de frene bastı. Sırayla u dönüşü yaptılar ve biraz ilerisinde yavaşlayıp sağa saptılar. Girdikleri yer eski bir çırçır fabrikasıydı. Kocaman bir kaç yapının dışında sadece yıkıntısı kalmıştı. Araçlar yavaşladı ve durdular. İlk önce Vito'nun kapısı açıldı ve canavarlar dışarıya çıktılar.
Volkan motoru susturup yavaşça kapısını açtı. Hüseyin neredeyse yanına kadar gelmişti. Birbilerine baktılar ve hiç konuşmadan karşıdaki hangar görünümlü yapılara doğru ilerlediler. Etrafta başka arabalar da vardı. İçerisi oldukça kalabalık olmalıydı. Merve hepsinin önünde topuklu ayakkabılarına rağmen yıkıntılar arasında tereddüt etmeden yürüyordu. Siyah elbisesi de siyah topuklularına uymuştu. Simsiyah saçları arkadan giysisinin üzerinden beline kadar uzanıyordu. Arkasına dönmeden daha önce farketmedikleri bir kapıyı açtı ve yapının içine girdi.
Volkan kapının dışında, Hüseyin'le birlikte adamlarının içeriye girmesini bekledi. Herkes girdikten sonra da ikili kapıya doğru yürüdü. İçeride loş ışıklar vardı. Görmedikleri bir yerlerde spot lambaları olmalıydı. Burası savaş için çoktan hazırlanmışa benziyordu. Merve kendi adamlarıyla ileride duruyordu. Volkan'ın adamları onun biraz ilerisindeydi. Etrafta başkaları da vardı. Herkes bir klanı veya bir sürüyü temsil ediyor gibi grup grup ayrılmışlardı. Ortada tek bir gruptan güç yayılıyordu.
Volkan kendi adamlarının arasından geçip öne adım attı. Hüseyin hemen arkasında duruyordu. Volkan yavaşça ortadaki gruba doğru yürüdü. Grubun önünde bekleyen adamın karşısına gelince durdu. Mervenin, Tolga'nın ve Murat'ın da yanına geldiğini hissetti. Gözlerini karşısındaki adama dikip konuşmaya başladı.
- Ne bizi, ne de konseyi hiçe sayıyorsun. Seni daha önce de uyardık. Yasak avlanmalarına son vermezsen konseyin sadece seni değil bizi de öldürmeye geleceğini iyi biliyorsun ve biz senin yüzünden ölmek istemiyoruz. Bundan böyle de ya bizim emirlerimize uyarsın ya da bizim ellerimizde ölürsün. Ne olursa olsun bundan böyle bu şehri sen yönetemeyeceksin.
Tarkan uzun boylu ve yapılıydı. Üzerine ancak bir ayıya ait olabileceğini düşündüren oldukça kalın bir kürk giymişti. Altında da siyah deriden pantolon vardı. Yaşı iki bin yılın üzerinde olmalıydı. Konuşmak için ağzını açtığında çenesinden garip sesler geldi.
- Bana meydan okuyabilecek gücünün olduğunu sanmıyorum. Aciz cesaretine saygı duyuyorum ancak burası benim topraklarım ve kimse bana topraklarımda ne yapıp yapamayacağımı söyleyemez.
Ortamda garip bir dalgalanma oldu. Havada bir ağırlık belirdi.
- Biz yaşadıkça bizim bölgelerimiz asla senin toprağın olmayacak. Güç gözünü kör etmiş olsa gerek. Kendi gücün bugün sana ihanet edecek.
- O halde hepiniz burada öleceksiniz ve topraklarınız benim olacak. Konsey dahil bana karşı koymaktan çekinecek.
- Bunlar çok ilkel hayaller Tarkan. Artık inanıyorum ki gücün seni gerçekten kör etmiş.
Etraftaki ağırlık gittikçe artıyor ve odada doğal olmayan bir basınç yaratıyordu. Etraftan likantropların değiştiğine dair sesler duymaya başladı ve eli kılıcının kabzasında seri bir şekilde geriledi. Dalgalanmayı hissettiği anda kendisini geriye doğru savurdu ve az önce olduğu yerde iki kurdun havayı ısırdığını gördü. Saniyenin onda biri kadar süre içinde katanası elinde ayakta duruyordu. Diğerleri de çoktan savaş poziyonuna geçmişti.
Volkan, Tarkan'ı gördü ve ona doğru koşmaya başladı. Etrafında atlayıp, yuvarlanan likantroplar ve vampirler görüyordu. Katanasını dik bir pozisyonda vücuduna paralel tuttu ve Tarkan'a doğru hamle yaptı. Tarkan basit bir hareketle kenara çekildi ve sol eliyle Volkan'a vurdu.
Volkan bir süre yerde sürüklendi ve eski bir masaya çarpıp masayı parçaladı. Katanasından destek alıp ayağa kalktı. O sırada kendisine doğru atlayan kurdu gördü ve katanasını ona doğru tutup sert bir şekilde ileri ittirdi. Keskin kılıç kurdun çenesinden girip ensesinden çıktı ve kurt yere yığıldı.
Volkan kılıcını kurttan çıkarttı ve Tarkan'a doğru ilerledi.
- Zavallı Volkan, ne yaparsan yap asla beni yenebilecek kadar güçlü olamayacaksın.
Volkan tekrar katanasını kaldırdı ve vampire doğru koşup kılıcıyla çapraz bir şekilde kesme hamlesi yaptı. Vampir bir adım geriye çekildi ve kılıç boşa savruldu. Dengesini kaybeden Volkan kafasına aldığı yeni bir yumruk darbesiyle yere düştü.
Tarkan eğilip Volkan'ın gömleğinden sertçe kavradı ve onu ilerideki yapıyı ayakta tutan kolonlardan birisine fırlattı. Volkan sırtını kolona çarptı ve dibinde yere düştü. Yavaşça ayağa kalkarken Tarkan'ın kendisine güldüğünü gördü. Tekrar ayağa kalktı ve kılıcıyla Tarkan'a doğru koştu. Tarkan sadece elini kaldırdı ve eliyle bir kesme işareti yaptı. Güç dalgası Tarkan'ın elinden fırlayıp Volkan'ın göğsüne çarptı. Volkan darbenin etkisiyle diz üstü çöktü ve göğsünde büyük bir kesiğin açıldığını fark etti.
Kanlar göğsünden yere damlarken, yavaşça doğruldu ve tekrar Tarkan'a doğru hamle yaptı. Tarkan soğukkanlı bir şekilde elini kaldırıp yine eliyle aynı hareketi yaptı. Bu sefer Volkan sol elini kaldırıp benzer bir hareket yaptı ve gücün ellerinden akmasına izin verdi. İki enerji dalgası havada çarpıştı ve Volkan çarpmanın etkisiyle geriye uçtu.
Yeteri kadar gücünün olmadığını biliyordu ama bunu denemek zorundaydı. Bir anlığına etrafındakilere baktı. Merve bir vampirin boynunu elleriyle parçalıyordu. Tolga yerde kanlar içinde yatıyordu. Murat iki kurtla dövüşüyordu. Hüseyin de kendi boyunda bir kurtu yere yatırmış karnını deşiyordu.
Volkan dikkatini tekrar rakibine yöneltti. Tarkan yavaşça kendisine doğru geliyordu. Volkan kılıcını kabzasından dik şekilde tutup bir anda Tarkan'a fırlattı ve ona doğru koşmaya başladı. Rakibi elinin tersiyle katanayı savuşturdu ve katana uzak bir yere uçtu. O anda Volkan omzunu Tarkan'ın karnına gömdü ve ikisi birlikte geriye yuvarlandılar. Yerde birbirlerini yumrukluyorlardı. Volkan her yumruk darbesiyle yüzünde yeni kesikler açılıdığını hissediyordu. Tarkan'ın elleri boynunda durmuş derisine içeriye girebilmek için baskı yapıyorlardı.
Volkan'ın gözleri korkuyla açıldı. Birazdan boynu parçalanacak ve çoktan ölmüş olacaktı. Eller boynuna baskı yaptıkça boynundan kanların süzülmeye başladığını hissediyordu. Biraz daha içeriye ve ölecekti. Parmakların yavaşça boynundaki deriyi delmeye başladığını hissetti. Kasları kasılmıştı ve yavaş yavaş parçalanacaklardı. Eller baskısını artırmaya başladı ve vücudu üzerine daha çok eğildi.
Bir an sonra üstünde ser bir hareket hissetti ve metalik bir ses duydu. Kafasına birşey çarpıp ileriye düştü. Yüzünü ıslak birşeylerin kapladığını ve bu ıslaklığın yüzüne gelmeye devam ettiğini farketti. Eller artık bastırmıyordu. Volkan gücünü toplayıp üstündekini kenara itmeye çalıştı. Tarkan, daha doğrusu Tarkan'ın başsız vücudu sol tarafa doğru yığıldı. Boynundan kesik kesik kanlar fışkırıyordu. Kafası da ileride yerde yatıyordu.
Volkan kafasını kaldırdı ve kendisine bir elin uzandığını gördü. Hüseyin'in elini tutarak ayağa kalktı. Hüseyin kanlar içindeki katanasını kendisine uzatırken gülümsüyordu.
- Bu kadar kolay öleceğini düşünmemiştim.
Volkan da arkadaşına gülümsedi.
-Eğer bir saniye daha geç kalsaydın yerde duran onun değil benim kafam olacaktı.
Volkan dikkatini etraftakilere çevirdi ve hala savaşmakta olan vampirleri gördü. Derin bir nefes alıp hepsinin duyabileceği şekilde bağırdı.
- Beni dinleyin. Size bu savaşı sonlandırmanızı emrediyorum. Ben Tarkan'ın katili ve sizin yeni efendiniz olarak size emrediyorum. Bundan böyle benim şehrimde yaşıyorsunuz ve bana itaat edeceksiniz. Eğer bana meydan okumaya cüret edecek varsa şimdi karşıma çıksın yoksa bir daha kimse bana karşı sesini çıkarmasın. Otoriteme karşı gelmenin cezası ölümdür.
Savaşanlar birbirlerinden seri bir şekilde uzaklaştılar. Volkan konuştukça sırayla hepsi önünde eğilip diz çökmeye başladı. Kısa süre sonra ayakta Hüseyin ve Volkan dışında kimse kalmadı. Hüseyin de en sonunda yavaşça eğildi ve Volkan'ı ayakta yalnız bıraktı.


0 yorum:
Yorum Gönder