<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274</id><updated>2011-12-06T06:57:23.981+02:00</updated><category term='simge'/><category term='sembol'/><category term='din'/><category term='hayal'/><category term='06'/><category term='unutmak'/><category term='uyku'/><category term='hayaller'/><category term='pazartesi'/><category term='17'/><category term='kumaş'/><category term='su'/><category term='türban'/><category term='arabistan'/><title type='text'>Yazılarım ve Ben.. Doruk Ayar</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>44</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-2442786098038228654</id><published>2011-08-22T10:40:00.000+03:00</published><updated>2011-08-22T10:40:26.724+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Odasında bir çocuk. Elinde kalem, bir kağıda bir şeyler yazıyor.. Düşünceli.. Kafasında binlerce tilki.. Pencereden bakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıda bir adam arabayla geçiyor. "Bugün beni işten çıkartacaklar" diye düşünüyor adam. Mutsuz. Üzgün.. ve korkuyor. Kırmızı ışıkta duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşıdan karşıya bir çocuk geçiyor koşarak. Elinde bir poşet. İçinde gazete ve ekmek. Kahvaltıda yiyeceği sucukların hesabını yapıyor kafasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İleride bir adam elinde tasması köpeğini gezdiriyor. "Bir an önce sıçsa da dönüp uyusam" diye düşünüyor. Esniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanından bir kadın geçiyor. Koşarak. Kulağında kulaklık, müzik dinliyor. "Üç kilo daha kaldı, sonra o gelinliğin içine gireceğim" diye düşünüyor kadın. Yanından geçtiği yaşlı adamın on üç dakika sonra kalp krizi geçireceğini bilmeden. O sırada adamın telefonu çalıyor. Arayan kızı. Telefonunu çıkartırken kafasını çevirip yanından geçen Seat Leon marka arabaya bakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde bir adam işine gidiyor. Bir an önce bitirip akşam sevgilisini eve atmanın planları içerisinde. Hafifçe gülümsüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sırada yukarıdan kendisine bakan bir çocuk, pencerede. Kafasını kaldırıp geçen uçağa bakıyor. Başka bir çocukla birbirlerine bakıyorlar. Ancak birbirlerini görmeyecek kadar uzaktalar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları düşünüyor çocuk ve kalemini bırakıyor. Eli ilaçlarına gidiyor masanın üstünde annesinin daha önceden bırakmış olduğu. Buruk bir gülümsemeyle ilaçlarını içiyor. Dışarı çıkamayacak olmanın bilinciyle..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-2442786098038228654?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/2442786098038228654/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=2442786098038228654' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/2442786098038228654'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/2442786098038228654'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2011/08/odasnda-bir-cocuk.html' title=''/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-4156373336111601155</id><published>2011-05-01T01:50:00.002+03:00</published><updated>2011-05-01T01:50:03.474+03:00</updated><title type='text'>BilgiCon 2011 - Yılın en fantastik festivali</title><content type='html'>YILIN EN FANTASTİK FESTİVALİ “BİLGİCON” 6-7-8 MAYIS’TA İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ’NDE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bilgi Fantastik ve Bilimkurgu Kulübü" ve "Bilgi For Fun Kulübü” nün işbirliği ile düzenlenen fantastik ve bilimkurgu temalı festival “BİLGİCON”, 6-7-8 Mayıs tarihlerinde Santral Kampüsü’nde gerçekleştirilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgi Fantastik ve Bilimkurgu Kulübü ve Bilgi For Fun Kulübü’nün bu yıl ilk kez düzenleyeceği fantastik ve bilimkurgu temalı festival BİLGİCON’da, konserden yarışa, panelden workshopa, FRP’den LAN Game kadar birbirinden farklı etkinlikler, fantastik ve bilimkurgu camiasından sevilen yazar, çizer ve tasarımcıların katılımıyla İstanbul Bilgi Üniversitesi Santral Kampüsü’nde düzenlenecek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca son olarak Bilgi Çizgiroman Kulübü de BilgiCon'a katıldı. Bilgi Glee kulübü ise, etkinliğe süpriz bir gösteri hazırlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl başındaki modadan etkilenerek 1980'lerde ve 1990'larda ortaya çıkan bir akım olan ve hemen her şeyin buhar gücüyle çalıştığı kurgu dönemi “Steampunk” etkinliğin bu yılki teması. Kampüsün içinde bulunan elektrik santralinin de etkisini güçlendireceği “Steampunk” temasına uygun kostümler giyip giymemek ise tamamen katılımcıların tercihi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık 1600 üye sayısı bulunan bu iki kulüp okulun da manevi desteği ile ülkemizde yapılan en büyük Convention'ını yapmak için çaba sarf etmektedir. Bu organizasyona tahmini 3000 kadar katılımcı ve izleyici bekliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Convention, özünde fuar/şenlik anlamına gelir. FRP conventionları ülkemizde çoğunlukla fantastik ve bilimkurgu ile ilgilenenlerin, bir araya gelip FRP oynadıkları etkinlikler olarak bilinmektedir. Oysa ki FRP conventionları , dünyada sadece FRPlerin oynandığı etkinlikler değillerdir. Bu etkinliklerde, bütün fantastik ve bilimkurgu mecralarının etkinlikleri yer alır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-4156373336111601155?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/4156373336111601155/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=4156373336111601155' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/4156373336111601155'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/4156373336111601155'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2011/05/bilgicon-2011-yln-en-fantastik.html' title='BilgiCon 2011 - Yılın en fantastik festivali'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-6491711150734092726</id><published>2011-03-26T22:20:00.002+02:00</published><updated>2011-03-26T22:20:42.731+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Korkuyorum.. Tesadüflerimden korkuyorum.. Sürekli geçmişin tekrar etmesinden korkuyorum.. Yine acı çekmekten korkuyorum.. Her şeyin bu kadar çabuk geçmesinden korkuyorum.. Tekrar bağlanmaktan korkuyorum.. Yine üzülmekten korkuyorum.. Yine üzmekten de korkuyorum.. Anlaşılmamaktan korkuyorum.. Anlamamaktan korkuyorum.. Güvenememekten korkuyorum.. Güvenilmemekten korkuyorum.. Cevap verip de her şeyin başa dönmesinden korkuyorum.. Tekrar başımın dönmesinden korkuyorum.. Senden korkuyorum.. Bizden korkuyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı şeyleri bilmekten korkuyorum..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-6491711150734092726?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/6491711150734092726/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=6491711150734092726' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/6491711150734092726'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/6491711150734092726'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2011/03/korkuyorum.html' title=''/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-7274673551519450206</id><published>2011-02-23T04:10:00.000+02:00</published><updated>2011-02-23T04:10:31.978+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Odanın sessizliğini sadece vantilatörün vızıldama sesi bozuyordu. Işıklar kapalıydı. Adam elindeki yarı dolu viski kadehini masaya bıraktı. Cebinden çıkarttığı Camel Box paketinin içinden bir sigara çıkarttı ve paketi masanın üstüne attı. Dudaklarının arasına yerleştirdiği sigarasını masanın üzerindeki zipposuyla yaktı. Derin bir fırt çektikten sonra viskisini tekrar alıp yudumladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözleri masanın üstündeki silaha gitti. Desert Eagle marka 50 kalibrelik tabancasına bakıyordu. Mermi çoktan namluya sürülmüştü. Tek yapması gereken tetiği çekmekti..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-7274673551519450206?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/7274673551519450206/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=7274673551519450206' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/7274673551519450206'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/7274673551519450206'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2011/02/odann-sessizligini-sadece-vantilatorun.html' title=''/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-6940442427015138751</id><published>2011-02-18T23:00:00.000+02:00</published><updated>2011-02-18T23:00:32.647+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Bomboş sokağın ortasında bir duvara dayanmış çocuk. Karanlık ve sessiz sokakta yankılanmış zipponun sesi ve tek bir ışık parlamış sigarasını yakarken. Derin bir nefes almış ciğerlerini yakarcasına sigarasından.. Beyninde yankılanan eski bir şarkı.. Bütün sokağın sessizliğini doldurmuş.. Bir fırt daha çekerken sol elindeki bıçağı kaldırmış havaya ve bakmış üstünden kanlar damlarken..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;xxxx Flashback xxxx&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"O elindekiyle ne yapmayı düşünüyorsun?"&lt;br /&gt;"Bitirmem gereken bir iş var.."&lt;br /&gt;"Bence bir daha düşün.."&lt;br /&gt;"Ne gereği var ki? Düşününce ne değişecek ki?"&lt;br /&gt;"Nereden biliyorsun bu sefer farklı olmayacağını?"&lt;br /&gt;"Çünkü hiç bir zaman farklı olmaz.."&lt;br /&gt;"..."&lt;br /&gt;"Ben aynı kısırdöngüde yaşamaktan bıktım.."&lt;br /&gt;"Bunu yapmamalısın.. Çünkü bunun geri dönüşü olmayacak.."&lt;br /&gt;"Merak etme.. Bir daha geri dönmeyeceğim.."&lt;br /&gt;"Doruk..."&lt;br /&gt;"Ne var?"&lt;br /&gt;"..."&lt;br /&gt;"Biliyorum.."&lt;br /&gt;"Beni unutma.."&lt;br /&gt;"Geçmişimden güzel bir hatıra olarak kalacaksın.."&lt;br /&gt;"Yap o zaman"&lt;br /&gt;"..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;xxxx&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk sigarasından son bir nefes alıp sigarasını fırlatmış. Son bir kez elindeki bıçağa bakmış.. Sonra da yerde yatan karaltıya dönmüş..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Elveda insanlığım.."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bıçağı bir kenara atıp, arkasını dönmüş ve pardösüsünün yakasını kaldırıp sokaktan uzaklaşmış..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-6940442427015138751?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/6940442427015138751/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=6940442427015138751' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/6940442427015138751'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/6940442427015138751'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2011/02/bombos-sokagn-ortasnda-bir-duvara.html' title=''/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-634315372658689098</id><published>2010-12-19T21:05:00.000+02:00</published><updated>2010-12-19T21:05:02.323+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Küçükken evdeki bayrağı alıp boynuma bağlardım pelerin gibi. Sonra da koltuktan koltuğa atlardım. Süpermen olduğumu sanırdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keşke yine olsam süpermen. Onun kadar güçlü olabilsem. Tek derdim koltuktan koltuğa atlamak olsa..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-634315372658689098?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/634315372658689098/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=634315372658689098' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/634315372658689098'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/634315372658689098'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2010/12/kucukken-evdeki-bayrag-alp-boynuma.html' title=''/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-5247170628263043019</id><published>2010-11-21T04:55:00.002+02:00</published><updated>2010-11-21T04:55:42.848+02:00</updated><title type='text'>Beşiktaş'ın Gidişatı Hakkında</title><content type='html'>Yazacağım okunmayacak farkedilmeyecek ama en azından kendi içimi rahatlatayım. Yazın başında hepimiz Beşiktaş'ın bir önceki sene ne kadar kötü olduğu bu takımda ciddi değişiklikler yapılması gerektiği konusunda atıp tutuyorduk. Ben dahil Demirören'e etmediğimiz laf kalmamıştı. Daha sonra Demirören bunları sindiremeyip bize Avrupa'nın en iyi hocalarından birisini, Bernd Schuster'i getirdi. Büyük bir heyecanla bekledik. Önce Quaresma, Sonra Guti transferleriyle coştuk. Rengarenk ligimizdeki bütün takımlara hava attık. Diğer takımlar tarafından imrenildik. Hepimiz dört gözle Buca maçını ve Quaresma'yı bekledik. Ancak ortada bir eksiğin olduğu herkes tarafından konuşuluyordu. Bir hızlı forvetin ve hızlı defansın Schuster'in oyun yapısına gerekli olduğunu hep söyledik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bu oyuncular malesef alınamadı. Futbol hayatının sonuna gelmiş Fatih Tekke, yavaş oyuncu Bobo, koşmaktan başka bir işe yaramayan Nobre ve hırsına yenik düşen Holosko ile maçlara çıkmak zorunda kaldık. Nihat konusunda kendisi gerçek bir Beşiktaşlı olduğu ve ona geçmişinden gelen bir saygıyı borç bildiğim için konuşmayacağım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maçlar başladı Quaresma inanılmaz goller attı, sevindik. Guti resitalleriyle bizi coşturdu, kudurduk. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak sırayla sakatlıklar gelmeye başladı. Rıdvan, Sivok, Quaresma, Ekrem, Rüştü, Guti, Hakan, Ferrari, Nihat ve bugün tekrar Quaresma ve Ersan sakatlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dönem Schuster sahaya sürecek oyuncu bulamadı. Ligin başında sahamız o kadar kötüydü ki teknik oyuncu katili maçlar izledik. Rakip takımlar o kadar ahlaksızdı ki kendini bilmez bir teknik direktör "Ne yapalım adamların kalitesine yetişemiyoruz tekme tokat girmek zorundayız" gibi laflar edebildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna rağmen Beşiktaş iyi oynayabilen, pozisyon üreten, çaba harcayan bir takım olduğunu ortaya koydu. Ancak hep basit hatalar, bitiricilik eksikliği Beşiktaş'ın maçlarını kaybetmesine ve beraberlikle haftayı kapatmamıza neden oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizdeki basın anlayışı ne yazık ki çamur at izi kalsın mantığıyla iş yaptığı için ilk olarak Schuster'e, daha sonra oyunculara yüklendiler ve hala Erman Toroğlu gibi provokatif yorumcular öncelikle Schuster'e saldırmaya devam ediyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yorumcuların dillerinden "Schuster'in sistemi yok" lafı düşmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar düşünelim, Real Madrid'e Saviola'yı, Robben'i Heinze'yi, Sneijder'ı alıp, Real Madrid'e o zamana kadar ki en yüksek puanla sezonu şampiyon bitirtip Barcelona'nın rekorunu kıran ve İspanya Süper Kupası'nı da alan Schuster'in nasıl bir sistemi olmaz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu söyleyebilmek için insanın aklını peynir ekmekle yemesi lazım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birisinin artık basına Schuster'in teknik kontratak oynatıp, hızlı arapaslarla, hızlı kanat ataklarıyla gol arayan ve ileride defans anlayışıyla hızlı dönüşler gerçekleştiren defansif anlayışa sahip olduğunu, ortasahayı domine etmeyi sevdiğini söylemesi lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Schuster'in sistemi hızlı ve teknik oynatmaktan geçiyor. Ancak senin takımının defansı yavaş, forveti yavaş olursa tabi gol atamaz, bir sürü de gol yersin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun nedeni Schuster'mi? Hayır bunun nedeni sakatlıklar ve alınamamış olan oyuncuların eksikliğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün ne Bobo, ne Tabata, ne Nobre, ne Holosko, ne Hilbert, ne Ferrari, ne Zapotochny, ne Fink, ne de Nihat bu oyuna uygun Beşiktaş oyuncularıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir an önce Bobo hariç diğerlerinden kurtulmalı ve onların yerine "hızlı ve teknik" oyuncular alınmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle hızlı bir golcünün eksikliği bizim önceliğimiz olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak Beşiktaş ruhuna sahip bütün taraftarların Bernd Schuster'e öncelikle moral, daha sonra destek vermesi hayati önem taşımaktadır. Unutmayın ki Türkiye onun sayesinde bir Quaresma, bir Guti gördü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teknik direktörümüze bir an önce sahip çıkıp yamyam Türk Basını'na kurban etmeyelim!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-5247170628263043019?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/5247170628263043019/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=5247170628263043019' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/5247170628263043019'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/5247170628263043019'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2010/11/besiktasn-gidisat-hakknda.html' title='Beşiktaş&apos;ın Gidişatı Hakkında'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-2894356475423932214</id><published>2010-08-09T17:11:00.000+03:00</published><updated>2010-08-09T17:11:36.087+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Mayıs ayından beri yazmamışım. Hep mutsuz, hep mutsuz olmaz ki hacı.. Arada eğleneceksin, güleceksin, mutlu olacaksın. Bu sene &amp;nbsp;ilk defa tatil yaptığımı hissediyorum. Önce Çıralı, sonra Kaş, Kalkan, Muğla, Marmaris, şimdi Bodrum. Geziyorum ulan =) Salı günü de İzmir'e gidiyorum, haberiniz olsun :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey bir yana düşündüğüm zaman geçen zamanı, dolu dolu yaşamışız. Mutsuz olmak için kendimiz sebepler aramışız sadece. Son yazdığım yazılara bir baktım da.. Ne salaklıkmış.. Değmezmiş bu kadar kasmaya hiç.. Çekinmeden, utanmadan kendime itiraf ediyorum artık. Mutsuzluğumu kendim yaratmışım. Şimdi "ne gereği var kasmanın" dedim kendime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutlu olmak için o kadar çok nedenim var ki.. Bitanecik kardeşim Hüseyin'le Bodrum'da olmak paha biçilebilir mi? Ya da Eylül'ü Bodrum'da görmek? Ya da Antalya'dan bir çok arkadaşlarımın &amp;nbsp;beni gerçekten sevdikleri için arayıp sormaları?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam aşk meşk bi yere kadar. Ara sıra özlüyorum kalbimde iz bırakan bir kaç kişiyi. Ama değmez okuyucu! Hiç bir kız için üzülmeye değmez. Tıpkı ünlü filozof Serdar Ortaç'ın dediği gibi; " Binlerce dansöz var! " Siktiret yani.. Binlerce kız var. Tamam belki onlar gibi değiller ama onlar seni umursadı mı? Umursuyorlar mı? Ya da hatırlıyorlar mı? Sanmam. Hayatın boyunca bir iki kişiye takılıp mutsuz olamazsın. Boşver..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşlarım var abi! Hüseyin var, Özden var, Eylül , Emre, Eren, Bike, Lale, Ceren, Benan fln dolu yani.. binlerce arkadaş. Ne kasıcam?! Gerek yok mutluyum ben ;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi okuyucu, kal sağlıcakla.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-2894356475423932214?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/2894356475423932214/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=2894356475423932214' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/2894356475423932214'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/2894356475423932214'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2010/08/mays-ayndan-beri-yazmamsm.html' title=''/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-1940599136280137961</id><published>2010-02-14T09:18:00.000+02:00</published><updated>2010-02-14T09:18:46.100+02:00</updated><title type='text'>Bir Kış Gecesi Rüyası - Stop</title><content type='html'>Aslında ikimiz de aynıyız.. Birbirimizden çok farklı olduğumuzu düşünüyorsun ama değil.. Sen de benim gibisin.. Aynı şeyleri hissediyoruz aslında.. Bana katılmadığını düşündüğün anda bile aslında bana katılmaktan korktuğun için kendinle savaşıyorsun. Çünkü ben senin gibiyim.. Biliyorum.. Senin hissettiklerin bana yabancı değil.. Anla işte, sen benim gibisin.. Ben de senin gibi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun mesajlar yazamazsın insanlara.. Ya da iki işle bir anda uğraşamazsın.. Mesela bilgisayar oynarken telefonla konuşamazsın. Birisini unutursun.. Etrafına bakınarak yürüyemezsin.. Dengeni kaybedersin.. Önünde ne olduğunu unutursun.. Birisi konuşurken yüzüne konsantre olamazsın. Arada etrafına bakarsın.. Bazen sıkılıp bakarsın.. Bazen sıkılmasan da bakarsın.. Ama hep bakarsın..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değer verirsin.. Ama gösteremezsin.. Seversin ama söyleyemezsin.. Üzülürsün ama ağlayamazsın.. Bir damla bile akmaz o gözlerden.. Tıpkı "Garden State" filmindeki çocuk gibi.. Tek farkın sen ilaç almazsın.. Yine de çocukluğundan beri ağlamamışsındır... Sevdiğin insanları ya üzersin.. Ya da onlar tarafından üzülürsün.. Mutlu sonun hep uzağından geçersin.. Mutlu sonlar korkutur seni.. Ama hep bu mutlu sonun özlemi içindesindir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birileri vardır etrafında.. Sana ellerini uzatır.. Tam tutacakken çekerler.. Ya da uzatır gibi yaparlar ama bi anda çekip tekrar uzatırlar.. Cambaz gibi olursun.. O eli tutmak için çırpınırsın adeta.. Sonuç elin boştur..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi tanırım ben seni.. Çünkü benim gibisin.. Susarsın ama üşenirsin.. Saatler geçer ancak gider içersin.. Üşengeçsin..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parayı dert edersin.. Az para sana yetmez..Lüks adamsın, yaşayamazsın.. Geleceğe dair planların vardır... Ama ne ailen kabul etmez bu planları.. Ama sen bilirsin.. Para kazanmak istersin.. Ama başkasının altında çalışmak sana koyar.. Sevmezsin.. Kendi işin olsun istersin..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araba istersin sen bilirim.. Otobüse, dolmuşa binmek seni üzer.. Şımarıklığından değil.. Üşengeçliğinden.. Bir an önce orda olmak istersin.. Yol gözünde büyür.. Bitmek bilmez..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen benim gibisin.. Ben de senin.. Bir birbirime çok benzeriz.. Kabul etmelisin..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-1940599136280137961?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/1940599136280137961/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=1940599136280137961' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/1940599136280137961'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/1940599136280137961'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2010/02/bir-ks-gecesi-ruyas-stop.html' title='Bir Kış Gecesi Rüyası - Stop'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-6669835906423665031</id><published>2010-02-13T06:01:00.002+02:00</published><updated>2010-02-13T06:20:50.242+02:00</updated><title type='text'>Bir Kış Gecesi Rüyası - 1</title><content type='html'>&lt;p&gt;Işık.. Çok fazla.. Odada birisi mi var?.. Gölge.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çocuk yatakta yatmakta olan diğer çocuğun üzerine eğiliyor. Sağ eli kalkıyor hafifçe.. Sol eli çocuğun ağzında.. Sen sesleri duyamıyorsun... Yatan çocuk gözlerini kocaman açmış.. Terliyor.. Bağıramıyor ama çabalıyor.. Elleriyle diğer çocuğu itmeye çalışıyor.. Çok gürültü çıkıyor aslında.. Ama sen hiçbirisini duymuyorsun.. Kulağında bir müzik.. Çıkaramadığın.. Sağ eli hızlı bir şekilde çocuğun karnına doğru iniyor... O zaman çocuğun elindeki metal cismi görüyorsun.. Etrafa kanlar saçılıyor.. Bıçağı bir kere daha indiriyor çocuk.. Kulağındaki müzik sesi artıyor... Yatak odanın bir köşesinde.. Tek kişilik.. Yatan çocuk çırpınıyor.. Düşünüyorsun.. Adı aklına gelmiyor bir türlü.. Kanlar saçılıyor duvara.. Beyaz duvar.. Kanlarla kaplı.. Ayakta duran çocuğun sağ kolu kıpkırmızı.. Simsiyah.. Ağlıyor.. Göz yaşı düşüyor.. Kanların arasında kayboluyor.. Müzik artıyor.. Tanıdık.. Çıkaramıyorsun..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yatan çocuğun gözleri açık.. Ama artık oynamıyor.. Çırpınmıyor da.. Nefes de almıyor.. Yaşamıyor.. Ayaktaki çocuk sana dönüyor.. Sanki "bu bizim küçük sırrımız" der gibi bakıyor.. Müzik kulaklarında.. Çok tanıdık.. Çıkartamıyorsun.. Çocuk kapıdan çıkıyor.. Kanlar yerlere akmaya başlıyor.. Takip etmeye başlıyorsun.. Odadan çıkıyorsun.. Müzik çok neşeli.. Ama hüzünleniyorsun.. Biliyorsun bu müziği.. Bir gülümseme yüzüne yansımak için uğraşıyor.. Ah bir hatırlasan.. Ama biliyorsun.. Sadece hatırlamak gerekiyor.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Koridor uzun.. Çok uzun.. Karanlık.. Bir taksi duruyor yanında.. Biniyorsun.. Sürüyor.. Ön koltuktasın.. Arkana dönüyorsun.. Bir çocuk var.. Deri eldivenleri var.. Müzik seni büyülüyor adeta.. Taksi duruyor.. Çocuk arkadan sarılıyor taksiciye.. Sol kolu taksicinin başında.. Alnını sarıyor sıkıca.. Sağ eli ise boynunu geçiyor soldan sağa.. Boydan boya.. Müzik.. Mükemmel.. Gülümsüyorsun.. Başını sola sağa oynatıyorsun.. Ritimler çok güzel.. Çok hızlı ama o kadar rahatlatıcı.. Mükemmel.. Kanlar fışkırıyor ön cama.. Durmak bilmiyorlar.. Her yer kıpkırmızı.. Taksici sana bakıyor.. Gülümsüyor.. Kanlar üstüne geliyor.. Dans etmeye başlıyor taksici.. Çocuk kapıyı açıp çıkıyor.. Sen de çıkıyorsun.. Müzik..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Düşüyorsun bir köprüden.. Aşağı.. Çok yavaş.. Uçuyorsun adeta.. İleride bir nehir var.. Oraya düşüyorsun.. Suya girince müzik etrafını sarıyor.. Karanlık.. Yüzüyorsun karanlıkta.. İleride bir çocuk dans ediyor.. Yaklaşıyorsun.. Yataktaki çocuk olduğunu görüyorsun.. Müzik çok tatlı.. Hatırlayacaksın.. Az kaldı sanki.. Çocuğun karşısında taksici.. Dans ediyorlar.. Sen de istiyorsun.. Dans edeceksin.. Yaklaşıyorsun.. Müzik etrafını sarıyor.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;La Valse D'amelie.. Hatırlıyorsun... Yüzünü kocaman bir gülümseme sarıyor.. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-6669835906423665031?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/6669835906423665031/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=6669835906423665031' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/6669835906423665031'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/6669835906423665031'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2010/02/bir-ks-gecesi-ruyas-1.html' title='Bir Kış Gecesi Rüyası - 1'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-7735353957731139679</id><published>2009-12-29T03:15:00.002+02:00</published><updated>2009-12-29T03:31:26.675+02:00</updated><title type='text'>Dengesizlik Hikayeleri 1</title><content type='html'>&lt;p&gt;Yapış yapış ellerini tezgahtan aldığı lekeli beze siliyor genç.. Alnında saatlerdir çalışmaktan benek benek terler birikmiş. Sol koluna siliyor umursamadan. Sıcak fırının önündeki küreği alıp işine devam ediyor.. O sırada bir çocuk yalpalıyor evinin önündeki merdivenlerde.. Sarhoş.. Yürüyemiyor bile.. Anahtarını zar zor sokup deliğe, giriyor karanlık ve sessiz evine.. Çıt yok.. Bir çocuk pencerenin önüne yaslanmış.. Odası karanlık.. Bu sabah okul arkadaşının kendisine bıraktığı sigarayı içiyor gizli gizli.. Bir amca çayından son yudumunu alıp, sigarasından bir duman çekiyor içli içli.. Yaşlılıktan ağrıyan dizleri hatırlatıyor artık yorulduğunu biraz.. Gençliğine imreniyor bir an..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir taksi duruyor sokağın ucunda.. İçinden neşeli insanlar fışkırıyor adeta.. Yorganına sarılıyor adam, nereden bulduğunu unuttuğu.. Son damlasını da bitirdiği şarabını düşünüyor ve hayıflanıyor bu kadar hızlı içtiği için..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir araba bozuyor sessizliğini caddenin. İçinde gülen insanlar.. İçkili.. Polis.. Çeviriyor.. Uyku.. Adeta.. Kimlikleri soruyor.. Gözleri kapanıyor.. Ehliyetini çıkartıyor.. Uyku.. Bir cihaz uzatıyor polis.. "Üfle".. Uyku.. Gözleri kapanıyor.. Polis.. Kırmızı ve mavi.. Işık...... Uyuyor..&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-7735353957731139679?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/7735353957731139679/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=7735353957731139679' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/7735353957731139679'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/7735353957731139679'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2009/12/dengesizlik-hikayeleri-1.html' title='Dengesizlik Hikayeleri 1'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-6594048772160898542</id><published>2009-09-07T16:49:00.001+03:00</published><updated>2009-09-07T16:49:38.526+03:00</updated><title type='text'>Fedai</title><content type='html'>http://dorukkitap.blogspot.com/ Yazıya buradan ulaşabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-6594048772160898542?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/6594048772160898542/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=6594048772160898542' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/6594048772160898542'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/6594048772160898542'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2009/09/fedai.html' title='Fedai'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-5585731425284651545</id><published>2009-08-28T02:01:00.005+03:00</published><updated>2009-08-29T01:33:40.814+03:00</updated><title type='text'>Savaş</title><content type='html'>&lt;p&gt;İki siyah Mercedes Vito, Volkan'ın Audi'sinin önünde yeşil ışığın yanmasını bekliyordu. Havaalanı yoluna girmiş Merve'nin söylediği yere doğru ilerliyordu araçlar. Vitolarda yirmi kadar likantrop ve vampir vardı. Hepsi kendisine ölümüne sağdık yirmi asker. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan dikiz aynasından Hüseyin'e baktı. Siyah 1965 Ford Mustang'iyle kendisini takip ediyordu. Işık kırmızıdan, yeşile dönerken koltuğunda dikleşti. Sırtında asılı olan kılıcı rahatsız ediyordu. Meydan'dan Aspendos bulvarı doğrultusunda ilerlediler. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Arabanın saati 02:24'ü gösteriyordu. Vitoların yavaşlamasıyla kendisi de frene bastı. Sırayla u dönüşü yaptılar ve biraz ilerisinde yavaşlayıp sağa saptılar. Girdikleri yer eski bir çırçır fabrikasıydı. Kocaman bir kaç yapının dışında sadece yıkıntısı kalmıştı. Araçlar yavaşladı ve durdular. İlk önce Vito'nun kapısı açıldı ve canavarlar dışarıya çıktılar. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan motoru susturup yavaşça kapısını açtı. Hüseyin neredeyse yanına kadar gelmişti. Birbilerine baktılar ve hiç konuşmadan karşıdaki hangar görünümlü yapılara doğru ilerlediler. Etrafta başka arabalar da vardı. İçerisi oldukça kalabalık olmalıydı. Merve hepsinin önünde topuklu ayakkabılarına rağmen yıkıntılar arasında tereddüt etmeden yürüyordu. Siyah elbisesi de siyah topuklularına uymuştu. Simsiyah saçları arkadan giysisinin üzerinden beline kadar uzanıyordu. Arkasına dönmeden daha önce farketmedikleri bir kapıyı açtı ve yapının içine girdi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan kapının dışında, Hüseyin'le birlikte adamlarının içeriye girmesini bekledi. Herkes girdikten sonra da ikili kapıya doğru yürüdü. İçeride loş ışıklar vardı. Görmedikleri bir yerlerde spot lambaları olmalıydı. Burası savaş için çoktan hazırlanmışa benziyordu. Merve kendi adamlarıyla ileride duruyordu. Volkan'ın adamları onun biraz ilerisindeydi. Etrafta başkaları da vardı. Herkes bir klanı veya bir sürüyü temsil ediyor gibi grup grup ayrılmışlardı. Ortada tek bir gruptan güç yayılıyordu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan kendi adamlarının arasından geçip öne adım attı. Hüseyin hemen arkasında duruyordu. Volkan yavaşça ortadaki gruba doğru yürüdü. Grubun önünde bekleyen adamın karşısına gelince durdu. Mervenin, Tolga'nın ve Murat'ın da yanına geldiğini hissetti. Gözlerini karşısındaki adama dikip konuşmaya başladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Ne bizi, ne de konseyi hiçe sayıyorsun. Seni daha önce de uyardık. Yasak avlanmalarına son vermezsen konseyin sadece seni değil bizi de öldürmeye geleceğini iyi biliyorsun ve biz senin yüzünden ölmek istemiyoruz. Bundan böyle de ya bizim emirlerimize uyarsın ya da bizim ellerimizde ölürsün. Ne olursa olsun bundan böyle bu şehri sen yönetemeyeceksin. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tarkan uzun boylu ve yapılıydı. Üzerine ancak bir ayıya ait olabileceğini düşündüren oldukça kalın bir kürk giymişti. Altında da siyah deriden pantolon vardı. Yaşı iki bin yılın üzerinde olmalıydı. Konuşmak için ağzını açtığında çenesinden garip sesler geldi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Bana meydan okuyabilecek gücünün olduğunu sanmıyorum. Aciz cesaretine saygı duyuyorum ancak burası benim topraklarım ve kimse bana topraklarımda ne yapıp yapamayacağımı söyleyemez.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ortamda garip bir dalgalanma oldu. Havada bir ağırlık belirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Biz yaşadıkça bizim bölgelerimiz asla senin toprağın olmayacak. Güç gözünü kör etmiş olsa gerek. Kendi gücün bugün sana ihanet edecek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- O halde hepiniz burada öleceksiniz ve topraklarınız benim olacak. Konsey dahil bana karşı koymaktan çekinecek. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Bunlar çok ilkel hayaller Tarkan. Artık inanıyorum ki gücün seni gerçekten kör etmiş. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Etraftaki ağırlık gittikçe artıyor ve odada doğal olmayan bir basınç yaratıyordu. Etraftan likantropların değiştiğine dair sesler duymaya başladı ve eli kılıcının kabzasında seri bir şekilde geriledi. Dalgalanmayı hissettiği anda kendisini geriye doğru savurdu ve az önce olduğu yerde iki kurdun havayı ısırdığını gördü. Saniyenin onda biri kadar süre içinde katanası elinde ayakta duruyordu. Diğerleri de çoktan savaş poziyonuna geçmişti. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan, Tarkan'ı gördü ve ona doğru koşmaya başladı. Etrafında atlayıp, yuvarlanan likantroplar ve vampirler görüyordu. Katanasını dik bir pozisyonda vücuduna paralel tuttu ve Tarkan'a doğru hamle yaptı. Tarkan basit bir hareketle kenara çekildi ve sol eliyle Volkan'a vurdu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan bir süre yerde sürüklendi ve eski bir masaya çarpıp masayı parçaladı. Katanasından destek alıp ayağa kalktı. O sırada kendisine doğru atlayan kurdu gördü ve katanasını ona doğru tutup sert bir şekilde ileri ittirdi. Keskin kılıç kurdun çenesinden girip ensesinden çıktı ve kurt yere yığıldı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan kılıcını kurttan çıkarttı ve Tarkan'a doğru ilerledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Zavallı Volkan, ne yaparsan yap asla beni yenebilecek kadar güçlü olamayacaksın. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan tekrar katanasını kaldırdı ve vampire doğru koşup kılıcıyla çapraz bir şekilde kesme hamlesi yaptı. Vampir bir adım geriye çekildi ve kılıç boşa savruldu. Dengesini kaybeden Volkan kafasına aldığı yeni bir yumruk darbesiyle yere düştü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tarkan eğilip Volkan'ın gömleğinden sertçe kavradı ve onu ilerideki yapıyı ayakta tutan kolonlardan birisine fırlattı. Volkan sırtını kolona çarptı ve dibinde yere düştü. Yavaşça ayağa kalkarken Tarkan'ın kendisine güldüğünü gördü. Tekrar ayağa kalktı ve kılıcıyla Tarkan'a doğru koştu. Tarkan sadece elini kaldırdı ve eliyle bir kesme işareti yaptı. Güç dalgası Tarkan'ın elinden fırlayıp Volkan'ın göğsüne çarptı. Volkan darbenin etkisiyle diz üstü çöktü ve göğsünde büyük bir kesiğin açıldığını fark etti. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kanlar göğsünden yere damlarken, yavaşça doğruldu ve tekrar Tarkan'a doğru hamle yaptı. Tarkan soğukkanlı bir şekilde elini kaldırıp yine eliyle aynı hareketi yaptı. Bu sefer Volkan sol elini kaldırıp benzer bir hareket yaptı ve gücün ellerinden akmasına izin verdi. İki enerji dalgası havada çarpıştı ve Volkan çarpmanın etkisiyle geriye uçtu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yeteri kadar gücünün olmadığını biliyordu ama bunu denemek zorundaydı. Bir anlığına etrafındakilere baktı. Merve bir vampirin boynunu elleriyle parçalıyordu. Tolga yerde kanlar içinde yatıyordu. Murat iki kurtla dövüşüyordu. Hüseyin de kendi boyunda bir kurtu yere yatırmış karnını deşiyordu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan dikkatini tekrar rakibine yöneltti. Tarkan yavaşça kendisine doğru geliyordu. Volkan kılıcını kabzasından dik şekilde tutup bir anda Tarkan'a fırlattı ve ona doğru koşmaya başladı. Rakibi elinin tersiyle katanayı savuşturdu ve katana uzak bir yere uçtu. O anda Volkan omzunu Tarkan'ın karnına gömdü ve ikisi birlikte geriye yuvarlandılar. Yerde birbirlerini yumrukluyorlardı. Volkan her yumruk darbesiyle yüzünde yeni kesikler açılıdığını hissediyordu. Tarkan'ın elleri boynunda durmuş derisine içeriye girebilmek için baskı yapıyorlardı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan'ın gözleri korkuyla açıldı. Birazdan boynu parçalanacak ve çoktan ölmüş olacaktı. Eller boynuna baskı yaptıkça boynundan kanların süzülmeye başladığını hissediyordu. Biraz daha içeriye ve ölecekti. Parmakların yavaşça boynundaki deriyi delmeye başladığını hissetti. Kasları kasılmıştı ve yavaş yavaş parçalanacaklardı. Eller baskısını artırmaya başladı ve vücudu üzerine daha çok eğildi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir an sonra üstünde ser bir hareket hissetti ve metalik bir ses duydu. Kafasına birşey çarpıp ileriye düştü. Yüzünü ıslak birşeylerin kapladığını ve bu ıslaklığın yüzüne gelmeye devam ettiğini farketti. Eller artık bastırmıyordu. Volkan gücünü toplayıp üstündekini kenara itmeye çalıştı. Tarkan, daha doğrusu Tarkan'ın başsız vücudu sol tarafa doğru yığıldı. Boynundan kesik kesik kanlar fışkırıyordu. Kafası da ileride yerde yatıyordu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan kafasını kaldırdı ve kendisine bir elin uzandığını gördü. Hüseyin'in elini tutarak ayağa kalktı. Hüseyin kanlar içindeki katanasını kendisine uzatırken gülümsüyordu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Bu kadar kolay öleceğini düşünmemiştim. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan da arkadaşına gülümsedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Eğer bir saniye daha geç kalsaydın yerde duran onun değil benim kafam olacaktı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan dikkatini etraftakilere çevirdi ve hala savaşmakta olan vampirleri gördü. Derin bir nefes alıp hepsinin duyabileceği şekilde bağırdı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Beni dinleyin. Size bu savaşı sonlandırmanızı emrediyorum. Ben Tarkan'ın katili ve sizin yeni efendiniz olarak size emrediyorum. Bundan böyle benim şehrimde yaşıyorsunuz ve bana itaat edeceksiniz. Eğer bana meydan okumaya cüret edecek varsa şimdi karşıma çıksın yoksa bir daha kimse bana karşı sesini çıkarmasın. Otoriteme karşı gelmenin cezası ölümdür.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Savaşanlar birbirlerinden seri bir şekilde uzaklaştılar. Volkan konuştukça sırayla hepsi önünde eğilip diz çökmeye başladı. Kısa süre sonra ayakta Hüseyin ve Volkan dışında kimse kalmadı. Hüseyin de en sonunda yavaşça eğildi ve Volkan'ı ayakta yalnız bıraktı.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-5585731425284651545?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/5585731425284651545/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=5585731425284651545' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/5585731425284651545'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/5585731425284651545'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2009/08/savas.html' title='Savaş'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-8980881097000064628</id><published>2009-08-22T22:56:00.004+03:00</published><updated>2009-08-23T19:15:28.744+03:00</updated><title type='text'>Hazırlık</title><content type='html'>&lt;p&gt;Kimileri günün ilk ışıklarıyla gözlerini açıp yeni bir güne başlarlar. Kimileri de günün ortasına kadar uyuyup gece ne kadar geç yatmış olabileceklerini anlatırlar. Bazıları ise sadece gündüzleri uyurlar. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Güneş dünyanın görünmeyen bir tarafını aydınlatmaya yol alırken Volkan gözlerini açtı. Kapkaranlık.. Eliyle tabutunu ittirdi ve yavaşça içinde doğruldu. Hafif bir ışık kapı aralığından sızıyordu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Vampirler, insanlar gibi uyanmazlar. İnsanların uyandıklarında hissettikleri uyku mahmurluğu onlarda yoktur. İnsanı korkutacak kadar dinç ve bir insanın kanını kurutabilecek kadar aç...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan ilerideki masanın üzerinden cep telefonunu aldı ve açma tuşuna bastı. Telefon bir süre sonra elektronik melodiler eşliğinde açıldı. Volkan hemen tuşlara basarak sahibi olduğu barın işletmecisi ve yakın arkadaşı olan Hüseyin'in numarasını bulup, arama tuşuna bastı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Volkan, seni bekliyor. Aynı oda. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan derin bir nefes alıp telefonu kapatıp, masanın üzerine koydu. Gidip odasına direk açılan banyosuna girdi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Duş ve giyinme seremonisi bittikten sonra odasından çıktı ve üst kattaki odalardan birisine yürüdü. Bina yer üstünde iki, yer altında üç katlıydı. Volkan'ın odası en alt kattaydı. Girdiği odada bir koltuk ve bir masadan başka hiç birşey yoktu. Koltukta solgun yüzlü bir kız oturuyordu. Bir kan verici.. Volkan bu kızla daha önce de karşılaşmıştı. Hiç birşey söylemeden kızın yanına yaklaştı ve arkasına geçip boynuna doğru eğildi. Kız da başını sola doğru yavaşça yatırdı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dişler saplanıp, emme işlemi bittikten sonra Volkan doğruldu ve cebinden çıkarttığı bez parçasına dudaklarını sildi. Kız yüzünde garip, mutlu bir ifadeyle olduğu yerden kalktı ve masadaki Volkan'ın o ana kadar farketmediği yiyeceklerin başına oturdu ve yemeye başladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan kıza hafifçe rönesans soylularının yapacağı türden selam vererek odadan çıktı.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ofise vardığında Hüseyin hararetli bir şekilde masada oturmuş, telefonla konuşuyordu. Birilerine sinirlenmiş olmalıydı. Haluk da o sırada masanın önündeki koltuklardan birisine oturmuştu. Hüseyin sinirli bir şekilde telefonu kapattı ve ayağa kalktı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Herşey hazır Volkan. Seninkiler birazdan burada olur. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan hafifçe başı ile onayladı ve masasına oturdu. Hüseyin de Haluk'un karşısındaki koltuğa geçti. Volkan'ın gözü masanın üzerindeki kılıcına gitti. Hüseyin onun için yerinden çıkarmış olmalıydı. Katanasını eline aldı ve sapından tutarak, kınından ayırdı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Katanası tamamen gümüşten yapılmaydı. Dengesi mükemmeldi. Elinde tutmaktan büyük keyif alıyordu. O sırada Haluk'un telsizinden sesler gelmeye başladı. Haluk telsizini kulağına yaklaştırdı ve söylenenleri dinledi. Ardından Volkan'a döndü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Efendim, gelmişler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Haluk yavaşça ayağa kalktı ve dışarıya çıktı. Volkan katanasını yavaşça kınına koydu ve masanın üstüne geri bıraktı. O sırada kapı çaldı ve içeriye bir kadınla, bir erkek girdi. Volkan yavaşça ikisini de süzdü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Merve.. Murat.. Oturun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hüseyin yavaşça ayağa kalktı ve yerini Merve'ye bıraktı. Murat da az önce Haluk'un oturduğu koltuğa oturdu. Hüseyin gidip duvara yaslandı ve kollarını göğsünde kavuşturdu. Volkan herkes yerine yerleşince Merve'ye bakarak sordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Tolga nerede?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Merve masaya tutunarak iyice Volkan'a döndü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-O Tarkan'ı ayarladığımız yere getirmeye çalışıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan koltuğunda yavaşça dikleşti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Nereye gelecek?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Eski bir fabrikaya gelecek. Orada adamlarıyla bekleyecek. Biz adamlarıyla uğraşırken sen onunla yalnız kalabileceksin.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Başlayalım o zaman.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hepsi yavaşça doğruldu ve masanın önünde bir üçgen oluşturdular. Merve, Volkan'ın solunda, Murat ise sağında duruyordu. El ele tutuşmuşlardı. Önce Merve, Muratı tutan elini kaldırdı ve bileğini Volkan'ın ağzına dayadı. Volkan sivri dişlerini bileğe geçirdi ve sesli bir şekilde bileğinden kanını emmeye başladı. Bir süre sonra elini yavaşça çekti ve aynı şeyi boşta kalan eliyle Murat tekrarladı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan, diğerlerinin kanını emdikçe içine akan gücü hissedebiliyor ve bu tenini karıncalandırıyordu. İki vampir de çok güçlüydü. Volkan içinin güçle dolduğunu hissediyordu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kan verme işi bittiğinde tekrar el ele tutuştular ve yavaşça ellerini bıraktılar. Merve koltuğa yığılır gibi oturdu. Murat daha dayanıklıydı. Ancak ikisi de çok güçsüz kalmışlardı. O da yavaşça koltuğa oturdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan, Hüseyin'e döndü. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Merve ile Murat'ı beslenmeleri için odaya götür. Güçlerini toparlasınlar. Hazır olduklarında çıkacağız. Bana da bir gömlek yollat.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hüseyin başıyla onayladı ve ikiliyi peşine takıp dışarıya çıktı. Volkan'ın giydiği beyaz gömleğin üst kısmı kan lekeleriyle dolmuştu. Kapı çaldı ve içeriye barmenlerinden birisi olan Yusuf girdi. Elinde askıda beyaz bir gömlek tutuyordu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Efendim, gömleğinizi getirdim. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan başıyla onaylayıp gömleği elinde aldı ve üzerini değiştirdi. Kirli gömleği barmene verdi ve koltuğuna oturdu. Barmen eğilerek selam verdi ve dışarı çıktı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Artık tek yapması gereken beklemekti.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-8980881097000064628?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/8980881097000064628/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=8980881097000064628' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/8980881097000064628'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/8980881097000064628'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2009/08/hazrlk.html' title='Hazırlık'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-4495142376906651452</id><published>2009-08-14T03:23:00.002+03:00</published><updated>2009-08-14T04:20:29.143+03:00</updated><title type='text'>Sığınak</title><content type='html'>&lt;p&gt;Volkan elleriyle gergin bir şekide saçlarını karıştırdı. Masasında oturmuş Hüseyin'le birbirlerine bakıyorlardı. Gerekli yerler aranmış, bütün ayarlamalar yapılmıştı. Ertesi gün diğer vampirleri arayıp kararlarını bildirecekler ve Tarkan'ın mekanına gidip ona meydan okuyacaklardı. Kulağa çok basit geliyordu. Ancak Volkan'ı geren bir gün sonra yapacağı dövüş değildi. Ortada yanlış giden birşeyler vardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan masanın üzerindeki cep telefonunu eline aldı. Seri bir hareketle elinde çevirmeye başladı. Tarkan çok güçlüydü. Ne olursa olsun Merve'nin kendisine danışmadan böyle bir karar almaya çalışması ve en son olarak ona gelmesi Volkan'ın içine bir kuşku düşmüştü. Mantıklı gelmiyordu. Her ne kadar Hüseyin'e, Merve'ye güvenemeyeceklerini söylese de ona güvenmek istiyordu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gözlerini ovaladı ve yavaşça doğruldu. Hüseyin kafasını kaldırıp Volkan'a baktı. Bir an göz göze geldiler. Ardından Volkan kapıya yürüyüp, dışarı çıktı. Barın gürültüsü boğuk bir şekilde bir anda etrafını sardı. Ofise çıkan koridor boyunca ilerledi. Sürgülü bir kapıyı açıp gürültünün ortasına çıktı. Sahnede altı kişilik bir müzik grubu çalıyordu. Onların önünde de kafa sallayıp müziğe eşlik eden yoğun bir kalabalık vardı. Volkan kendisine kalabalığın dışından bir yol çizerek bar kapısına doğru ilerledi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dakikalar sonra beyaz Audi s5'inin içinde bardan uzaklaşıyordu. Kafasını toparlaması ve düşünmesi gerekiyordu. Böyle zamanlarda gitmeyi en çok sevdiği yere sürdü arabasını. Işıklar Caddesi'nin sonundaki falezlerin orada bir yere arabasını park etti ve eski bir sürgülü kapının üzerinden atlayıp yıkık bir binanın kalıntılarına daldı. Hedefine ulaştığı zaman bir kayanın üzerinde oturmuş falezlerden Antalya denizini ve karşıdaki ışıkları izliyordu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Antalya'ya ilk geldiğinde Burası şehrin içinde bile değildi. Yine de burayı çok seviyordu. Kendisine farklı bir huzur verdiğini düşünüyordu. Gözlerini kapayıp kendisini denizin sesi ve omuzlarını yalayan meltem rüzgarına bıraktı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kulağında çocukluğundan kalma müzikler çınlıyordu. Arkadan birisinin bir şarkı mırıldanarak geldiğini duydu. Daha geldiğini farkettiği anda kim olduğunu biliyordu. Kız yanındaki kayaya zarif bir şekilde oturdu. Şarkısını mırıldanmaya devam ediyordu. Volkan gözleri kapalı kızı dinlemeye başladı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şarkı bittiğinde Volkan gözlerini hafifçe açıp kıza baktı. Kız ona gülümsüyordu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Bana bu şarkıyı söylediğin günü hatırlıyorum. Şafağın doğmasına az kalmıştı. Sen yine de benden ayrılamıyordun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan ileride bir noktaya bakarak konuştu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Burada olduğumu nereden bildin.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Sen çıktıktan sonra barı aradım. Hüseyin dışarı çıktığını söyledi ve düşünceli olduğunu.. Ben de ilk bakmam gereken yerin burası olduğunu düşündüm. Arabanı yukarıda görünce de emin oldum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kız yerinden kalkıp yavaşça Volkan'a yanaştı ve kollarını ona sardı. Volkan gayri ihtiyarı bir hareketle kızı sol koluyla sarıp alnına tatlı bir öpücük kondurdu. Ardından karşı taraftaki ışıklara bakmaya devam etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Yarın Tarkan'a meydan okuyacağım. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kız huzursuzca kıpırdadı. Volkan devam etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Bugün Merve ofisime geldi. Benden Tarkan'ı öldürmemi istedi. Güçlerini benimle paylaşmaya razı olacaklarmış. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Sen de kabul ettin..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Etmem gerekiyordu. Hiçbirisinin ona meydan okuyacak gücü yok. Bunu sadece ben yapabilirim ve bunun eninde sonunda olması gerekli. Tarkan şehri kendi istediği gibi yönetmeye çalışıyor. Bizim kurallarımıza karşı gelerek..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kız kafasını Volkan'ın omzuna dayadı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Korkmuyor musun?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan kızı biraz daha sıkı sardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Hayır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İkisi de hiç konuşmadan oturdular. Saatler sonra Volkan yavaşça doğruldu ve kızı elinden tutup kaldırdı. Hafifçe eğilip kızı dudaklarından öptü. Masum ve kısa süreli bir öpücükten sonra kıza baktı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Ayça.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kız iki parmağını Volkan'ın dudaklarına dokundurdu ve elinden tutup yola doğru yürümeye başladı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kısa süre sonra arabaya atlayıp kızın evine doğru yola çıktılar. Uzun süre önce Volkan, Ayça'nın evine kendisi için ikinci bir tabut almıştı. Ara sıra gidip onun evinde kalıyordu. Böylesi ikisi için de daha iyiydi. Kızı kendi kirli dünyasına katmamak için elinden geleni yapmıştı Volkan. Vampir bürokrasisinden uzak aşk yaşıyorlardı. Volkan için de bir sığınak olmuştu bu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün kafasını biraz toparlaması gerekliydi. Yarın zor ve yorucu bir gün olacaktı...&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-4495142376906651452?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/4495142376906651452/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=4495142376906651452' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/4495142376906651452'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/4495142376906651452'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2009/08/sgnak.html' title='Sığınak'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-5764102952403689990</id><published>2009-08-06T04:21:00.005+03:00</published><updated>2009-08-09T16:15:42.522+03:00</updated><title type='text'>Sonsuz Rüya</title><content type='html'>&lt;p&gt;Yerler ıslak ve siyahtı. Az önce öldürdüğü adamın vücudundan yere akan kanın metalik tadı burun deliklerini dolduruyordu. Volkan burnunu kırıştırarak elindeki katanayı yerdeki cesedin ceketine sildi. Adamın ölü olup olmadığını kontrol etmesine gerek olmadığını biliyordu. Adamın omurları parçalanmış ve akciğeri delinmişti. Ölmemesi mümkün değildi. Volkan arkasına bile bakmadan yürümeye başladı. Siyah deri pardösüsü etrafında dalgalanırken korku filmlerindeki kötü adamları andırıyordu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Karanlık sokaktan sola döndü ve kalabalığa karıştı. El yapımı kılıcını çoktan sırtındaki kılıfına kaldırmıştı. Ağzının kenarını pardösüsüne sildi. İnsanların arasında dudağının kenarında kan iziyle dolaşmaktan hoşlanmıyordu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan'ın bir adamı öldürmek için kılıç kullanmasına gerek yoktu. Ama katanaları çok seviyordu. Kılıcın bir insanın derisini kesip, etinin içine gömülmesi ona ayrı bir zevk veriyordu. O an kendisinden geçiyordu. Kestiği yerdeki kanı diliyle yalarken veya oradan akan kanı boğazından aşağıya gönderirken.. Bu tıpkı sonsuz bir rüya gibiydi Volkan için. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan diğer vampirler gibi avlanmaktan hoşlanmıyordu. Avın tıpkı kendi zamanında olduğu gibi ondan kaçmasını ve ölmemek için çabalamasını izlemeyi seviyordu. O zaman atlarıyla avların peşine düşer, özel eğitimli tazılarıyla hayvanların yönlerini kendi tuzaklarına çekerlerdi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan derin bir iç çekti. Şehrin havasını koklamaya çalışır gibiydi. Bu gece beslenmiş ve huzurluydu ve daha şafağa kadar çok zaman vardı. Evet, Volkan bir vampirdi. Çizgi romanlarda çizilenler ve o kitaplarda okuduklarınızın çoğunun et ve kemiğe bürünmüş, yaşayan bir tanesiydi. Tıpkı o romanlarda olduğu gibi, filmlerde izlediğiniz gibi kanla beslenip,şafakta tabutuna çekilirdi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Antalya sokakları bir pazartesi akşamına nazaran oldukça kalabalıktı. Genelde bu kadar insan haftanın ilk gününü evlerinde dinlenerek geçirmeyi tercih ederdi. Hava Eylül ayı olmasına rağmen sıcak ve nemliydi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan yüzünü buruşturdu ve Cumhuriyet Meydanı'nın yoğun ışıkları arasında arabasına doğru yürümeye başladı. Etrafta kendisine garip garip bakan insanları önemsemeden yolun ilerisine parkettiği Audi s5'ine bindi. Etraftaki tek tük insanın bakışlarını önemsemeden aracı çalıştırıp yola çıktı. Göstergenin altındaki saat 01:23'ü gösteriyordu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Radyonun boğuk sesini Volkan'ın cep telefonunun melodisi bozdu. Vampir cebinden telefonunu çıkartıp arayanın kim olduğuna baktı ve kulağına koydu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Efendim, beklediğiniz adam geldi sizi bekliyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kalın bir erkek sesiydi telefondan gelen. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;-On dakika içerisinde oradayım. Adamı iyi ağırlayın. Bir şey olursa ara beni. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan otomatik vites Audi'sinin gazına biraz daha yüklenip hızını artırdı. Araba, diğer araçların arasından şimşek gibi geçerken Volkan kafasındaki düşünceleri bir sıraya koymaya çalışıyordu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan, dominant bir vampirdi. Şehirde belirli bir kesim üzerinde güç ve söz sahibiydi. Hizmetinde bir kısım vampir ve likantrop vardı. Antalya'da kendisi gibi dört kişinin olduğunu biliyordu. Hepsi şehir konseyinde yer alıyordu. Başlarında da şehrin sahibi ünvanını taşıyan Tarkan adında bir vampir vardı. Bütün güç bu vampirdeydi. Hepsi onun söylediğini yerine getirmek zorundaydı. Karşı çıkmak meydan okumak anlamına geliyordu. Buna da kimse cesaret edemiyordu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan'ın beklediği kişi kendisi gibi bir dominanttı. Vampir insan yardımcıları aracılığı ile Volkan'a ulaşmış ve onunla görüşme talebinde bulunmuştu. Vampirler arasında oldukça bürokratik bir ilişki vardı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan, Rock in Dark adında bir bar işletiyordu. Burası bir çeşit vampir rock barıydı. Bir sürü genç vampir ve insan saatlerini burada geçiriyordu. Misafirlerini genelde burada karşılamayı tercih ediyordu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mekanın önüne geldiği zaman arabasını kapıdaki valeye bıraktı. Vale vampir dişlerini gösterek efendisi önünde zarifçe eğildi. Volkan ifadesiz bir suratla bardan içeri girdi. Elemanlar onu gördüğü zaman önünde eğiliyorlardı. Vampirler biraz eski dönemlerden kalma olduklarını göstermeyi seviyorlardı. Bu eğilme adeti de oradan kalmaydı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;İçeri girdiğinde elemanlardan bir tanesi misafirlerin, barın müdürüyle birlikte ofiste olduklarını söyledi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan sert bir şekilde kapıyı açtı ve ofise girdi. O anda kendisine bakan beş ayrı yüzle karşılaştı. Masada barın müdürü, Hüseyin oturuyordu. Sert bir yüzü olan yapılı bir adamdı. Bütün duruşuyla sağlam, güvenilir birisi imajı çiziyordu. Yanında barın güvenliğinden sorumlu olan Haluk duruyordu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Diğer üç kişiden ikisi masanın önündeki koltuklara oturmuştu. Üçüncüsü ise hemen yanlarında ayakta duruyordu. Volkan'ın içinden ona dönüp "kuçu kuçu" demek gelmişti. Zaten vampir olmadığı duruşundan bile belli oluyordu. Yapılı ve güçlüydü. Likantrop olduğuna bahse bile girerdi. Oturan ikiliye dikkatini verdi. İkisi de kendisine bakıyordu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Hoş geldin, Merve. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan ikiliden daha gösterişli giyinmiş olanına doğru konuşmuştu. Diğerinin öneminin olmadığını biliyordu. Dominant olan belliydi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Hoş bulduk, Volkan. Beslenmeni bölmek istemezdim. Ancak işlerimiz önemli. Bekleyemezdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kız zaten kalçalarını açıkta bırakan beyaz eteğini biraz daha açacak şekilde bacak bacak üstüne attı. Onun üzerine giydiği siyah elbisesinin üzerinde gerçek bir tilkiye benzeyen bir kürk taşıyordu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Diğer kız kötü porno filmlerdeki sekreterler gibi yuvarlak numaralı gözlük takmıştı. Bacak bacak üstüne atıp, gömleğini çözmeye başlayacağı zamanın gelmesini beklemeliydiniz. Nitekim dar dizlerin biraz altında biten yırtmaçlı eteği ve gömleği ile bu havayı gayet iyi veriyordu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hüseyin masadan çoktan kalkmış, yerini Volkan'a bırakmıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Seni dinliyorum Merve, dedi Volkan ciddi bir yüz takınarak. Artık iş konuşmaya başlamışlardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Merve yerinden rahatsızmış gibi kalçasını hareket ettirdi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Şehrin sahibini öldüreceğiz. Tarkan'ın gücü artık bize zarar veriyor. Sırf bütün şehre sahip olduğu için yasakladığımız bölgelerde beslenmeye başladı. Adamları önemli insanların akrabaları ile beslenmeye başladı. Kanın doyuruculuğu ile değil, kalitesiyle ilgilenmeye başladı. Açıkçası şımarıyor ve bu bize zarar veriyor. İnsanlar yakında bize karşı ayaklanıp eskisi gibi vampir avlamayı yasallaştırabilir. İnsanlara karşı bir savaş hem bize, hem insanlara zarar verir. Nitekim yüce konsey de bundan dolayı sadece onu cezalandırmaz. Bundan payımızı biz de alırız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan gayri ihtiyari ensesini ovaladı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Benden ne istiyorsun peki?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Merve masaya doğru yaklaştı ve Volkan'ın gözlerinin içine baktı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Biz senin için Tarkan'ın yalnız kalmasını sağlayacağız. Sen de onu öldüreceksin. Aramızda en güçlümüz sensin. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Gücüm onu öldürmeye yetmez, dedi Volkan kaşlarını çatarak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Merve yalvarırcasına ona baktı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Aramızda ki en güçlü vampir sensin. Bunu hiçbirimiz yapamayız. Ve.. o gün için bizden güç almana da izin vereceğiz. Lütfen.. Bunu sadece sen yapabilirsin. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan ellerini birbirine geçirip onlara bakmaya başladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Haklı olduğunuzu biliyorum. Ancak düşüneceğim. Bana biraz süre verin. Sana en kısa zamanda haber yollarım. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Lütfen Volkan. Çok iyi düşün. Bu hepimizin sonu olabilir. Onu devirmek zorunda olduğumuzu biliyorsun... Haber vermeni bekleyeceğiz. Hepimiz yeni sahip olarak senin başa geçmeni istiyoruz. Bize güvenebilirsin. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan kafasını kaldırıp Merve'ye baktı. Üzgün görünüyordu. Üzerinde durmadı. İki vampir ayağa kalktılar. Ayakta duran yana çekildi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Görüşürüz Volkan, dedi Merve arkasına dönerek. Daha sonra hep birlikte odadan ayrıldılar. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Volkan bunu olmasını bekliyordu ama bu kadar erken olacağına ihtimal vermemişti. Hüseyin yavaşça ona yaklaştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Volkan.. Ona güvenebilir miyiz?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hüseyin bir dominat olabilecek güce sahipti ama bu gücü hiçbir zaman kullanmamıştı. Volkan'ın yanında durmaktan mutluluk duyuyordu. Aralarında doğal bir saygı vardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Hiçbir şekilde güvenemeyiz.. Ama güvenmek zorundayız. Tarkan haddini aştı. Belediye Başkanı'nın kızının nişanlısını öldürmek çok çocukça bir hareketti. Gözdağı vermek... Bizler yaptığımız hareketleri iki kere düşünmek zorundayız. Yasallaşmamıza ramak kalmışken böyle saçmalıklara müsamaha gösterilemez. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Yani onu öldüreceğiz. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Evet Hüseyin. Onu öldüreceğiz. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hüseyin başını salladı ve odadan çıktı. Volkan onun yapması gereken hazırlıkları söylemesine gerek olmadığını biliyordu. Tarkan ölecekti ve onu kendisi öldürmeliydi.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-5764102952403689990?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/5764102952403689990/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=5764102952403689990' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/5764102952403689990'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/5764102952403689990'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2009/08/sonsuz-ruya.html' title='Sonsuz Rüya'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-1675603128353043711</id><published>2009-07-29T02:30:00.003+03:00</published><updated>2009-07-29T02:36:54.898+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;p&gt;Hiçbir şey yapmak gelmiyor içimden. Kafamda milyonlarca düşünce oradan oraya yer değiştirirken benim içimden kılımı bile kıpırdatmak gelmiyor. Yapmam gereken bir sürü iş varken hiç birine koşturmak istemiyor canım. Arkadaşlarımın söylediklerini bile önemsemiyorum artık. Arkadaşlarımı bile önemsemediğim anlar oluyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yazmak da gelmiyor içimden. Kendimi zorluyorum şu satırları yazabilmek için. Umutsuzum. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kafamda bir sürü proje vardı ileriye dönük. Üzerinde çalışılması gereken. Kim bilir belki para bile kazanabileceğim bir sürü proje. Ancak şuan o kadar uzak görünüyorlar ki gözüme. Hiç mi hiç uğraşasım yok be abi.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bilgisayar açık, oyunlara bile girmek geçmiyor içimden. Uyku bile kesmiyor bu sıkıntımı. Ne yapacağımı bilmiyorum. Bilsem de yapmam zaten. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kılımı kıpırdatasım yok. Uykum da var aslında. Uyumak lazım bu saatte. Oturan benim gibi bir sürü insan olsa da. O halde gidip neden uyumuyorum. Gözlerim kapansa da, buradayım saatlerdir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Boş.. Gereksiz.. Gidip biraz uyuyayım saçmalıyorum hala. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-1675603128353043711?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/1675603128353043711/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=1675603128353043711' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/1675603128353043711'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/1675603128353043711'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2009/07/hicbir-sey-yapmak-gelmiyor-icimden.html' title=''/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-8228273420519552018</id><published>2009-06-30T09:21:00.005+03:00</published><updated>2009-06-30T09:41:51.082+03:00</updated><title type='text'>Different Feelings In The Same Freak Show ya da Davulun Sesi Uzaktan Hoş Gelir...</title><content type='html'>&lt;p&gt;İngilizce derslerimden aklımda kalan tek şey, akademik essay yazarken paragrafa "so" ile başlamanın yanlış olduğu ve bundan kırılacak puanın ne kadar önemli bir yerinin olduğuydu. Şimdi düşünüyorum da bir paragrafa "so" ile başlasam ne yazar? Başlamasam ne yazar..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;So, madem öyle ben de burada paragraflarıma böyle başlamak istiyorum. Okuyucu, ben sabah yazılarını sevmem. Sabah yazıları uykulu olur. Anlaması güçtür. Arada sırada konu kaçar, uyku ağır bastırır. Aklında çay, kahve ve güzel bir kahvaltı vardır. Nitekim şu an tek düşündüğüm üstünden dumanlar tüten kızarmış ekmekler ve çeşit çeşit peynirle dolu bir kahvaltı masası. Olsa da yesek...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Saatin 9'unda açık pencereden içeriye gelen taşımacılık şirketine ait kamyonun gürültüsü kadar sinir bozucu bir şey daha yoktur. İnsanın pencereye çıkıp küfredesi gelir. Hele ağzımda bir gece önceden kalma acımsı tatlar varsa..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bilgisayarımın antivirüsü sorun yaratıyordu, düzelmiş. Sağolsun Bitdefender yetkilileri de benim için epey uğraştılar. Konumuzla alakası var mı bilemem, bence yok.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her gün işe gidip geliyorum, 18-24.. Yorucu mu değil.. Sadece biraz sıkıcı. Hareket yok. Bekliyorsun. Birisi gelsin de, bir iki şey satayım diye.. Saatlerce.. 6 saat gerçi.. Çalışacağım da iki hafta.. Sonra hoopp başka planlarım var ;)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Rüyamda kredi kartı ekstremi gördüm. 750 lira limitli kredi kartımın 800 lira borcu vardı. Korktum. Uyanana kadar nasıl ödeceğimi düşündüm durdum. Çözemedim.. İyi ki uyanmışım. Uykunda dertlenmek böyle birşey olsa gerek. Ciddi ciddi nerelerden para kazanabileceğimi bile oturdum - yada yattım?!- düşündüm. Kredi kartları çoook tehlikeli okuyucu.. Aman dikkat..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kamyon hala susmadı, par par par par sesiyle beynime saldırısına devam ediyor.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Acıktım.. Simitçi falan da yokki paramızla huzura erişelim. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Nihayet kamyondan kurtuldum. Ama bu sefer de açlık iyice bastırmaya başladı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;So, sabah yazıları hep biraz saçma olur bana göre.. İstediğin duyguyu veremezsin, gözlerin hala çapaklıdır. Hayalinde sıkı bir duş ile kahvaltı vardır ama bunları bir kenarda bekletirsin. Günün programı kafanda bir listeye oturur. Zamanı gelince yapılmak üzere bekler. Arada sırada esnersin. Kaslarını kıpırdatacak halin de yoktur. O yüzden saçmalar durursun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Haberler vardır sabah erkenden televizyonda. Mır mır konuşan tipler olur her kanalda.. "Chp mahkemeye gidecekmiş, domuz gribi kıbrısa sıçramış, o ona şey demiş, bu buna şişt diye seslenmiş..." Anlamsız anlamsız bir sürü haber. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;İyisi mi ben gidip bir oyuna falan gireyim. Sen de bu yazı bittiği için rahat bir nefes al okuyucu.. Bi de bana bi kahvaltı hazırla be gülüm?&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-8228273420519552018?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/8228273420519552018/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=8228273420519552018' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/8228273420519552018'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/8228273420519552018'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2009/06/different-feelings-in-same-freak-show.html' title='Different Feelings In The Same Freak Show ya da Davulun Sesi Uzaktan Hoş Gelir...'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-226040997650354997</id><published>2009-06-24T02:33:00.004+03:00</published><updated>2009-06-24T03:11:32.888+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;p&gt;Saat 02:30,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yorgunum.. Bunalımlarımdan kurtulup daha pozitif bir duruş sergilediğimi düşünüyorum. Belki de öyledir.. Belki değil.. Kim bilebilir ki? Sen? Belki bilirsin, belki de bilemezsin.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ben kişiye özel yazılar yazmam. Belki kendi özelim vardır.. Ama sana özel değildir okuyucu. Benim yaşadıklarımın bir benzerini yaşadıysan sana özelmiş gibi görünebilir.. Ama değildir. İsterdim ama hepinize teker teker yazılar yazayım. Hepinizi özel hissettireyim. Gerçi hepiniz özelsinizdir benim için. Hissettiremesem de.. Özelsinizdir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bilirim ben de özelimdir sizin için. Belki de bu yüzden okursunuz yazılarımı.. Ego sorunu yapmazsınız. Belki merak bile edersiniz, ne yazdı acaba Doruk diye.. Belki gerçekten merak edersiniz, Doruk hala neden yazmadı diye.  Sizin için özel hissederim ben de.. Sevinirim beni düşündüğünüzü hissettiğimde.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hele bir de yorum yaptınız mı yazıma, dört köşe olurum o an. Şımarma dediğinizi duyar gibi oluyorum. Ama ne yapayım elimde değil. En büyük besin kaynağım bu.. Akıl sağlığımı ayakta tutabilmek için ihtiyacım var şımarmaya.. Biraz şımartılsam hem ne olur ki? Kaybedecek bir şeyimiz yok ya?&lt;/p&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.centerforinvestigativereporting.org/files/facebook_50.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 50px; height: 50px;" src="http://www.centerforinvestigativereporting.org/files/facebook_50.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p&gt;Facebook'umu kapattım okuyucu.. Neden yaptım bilmiyorum ama yaptım. Uyuşturucu gibi olmuştu artık. Her beş dakikada bir girmeden duramıyordum. Merak.. Evet, facebook'a girmemizin tek sebebi bu; merak. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kim kiminle çıkmış, ayrılmış, kimin fotografı daha güzel, kim en son nereye gitmiş, kim kime ne demiş, kim kimi eklemiş, kim kime selam vermiş, kimin videosu daha güzel, hangi video daha komik, kim kime benziyormuş, kim hangi hayatında kimmiş, kim zerre önemi olmayan zımbırtıların hangi karakteriymiş, kim kimi düdüklemiş, kim kime ..çiçek.. vermiş... Çok önemli değil mi? &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Merak etmiyorum! Artık merak etmek istemiyorum. Commentlerinizi de, testlerinizi de, postlarınızı da, sharelerinizi de istemiyorum. Umurumda değilsiniz. Önemliyse zaten gelir bana söylersiniz. Neden facebook? &lt;/p&gt;&lt;p&gt;O da bir zamanlar güzeldi. Ana Okulu arkadaşlarımı bile bulabiliyordum. Ta ki b*ku çıkana kadar. Ne zaman yonja kıvamına geldi, tadı tuzu kalmadı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ben saatimi yutuba girip saatlerce saçma sapan videolara bakarak geçirmeyi de sevmem. Oturup akıllı(!) tv'de izlemem. Ben tv bile izlemem. Sırf magazinleşen ve biraz da gerzekleşen, eğitim seviyesi düşük, zeka seviyesi yer katmanının altında ve biraz da magmaya yakın programları izlemekten utanırım. Kendime yakıştırmam. Zaten zevk de almam.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;------------------&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Günlerdir yeni yazılar yazmak için bu sayfayı açıyorum. İlk cümleyi yazsam bile gerisi gelmiyor. Nedendir bilmem. Belki de bir arkadaşımın dediği gibi yeteri kadar bunalım değilimdir. Bu yüzden yazamıyormuşum. Belki.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aslında kafamda o kadar çok şey varki... Aile sorunlarından tut, maddi problemlere, gelecek planlarından tut, keyfi sorunlara kadar herşey dünyanın en yoğun bulamaçına dönmüş kafatasımın içini dolduruyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir iş bulmak lazım be okuyucu. Para bitiyor.. Durmuyorki kerata.. Her gün orda burda harcıyorsun mecburen. Kardeşim Hüseyin'de yanımda değilki onu alma, bunu alma diyecek. Hakim olamıyorum nefsime.. Bir çok şeyde olduğu gibi.. Bir gelse de içsek adam akıllı. Özledim keratayı.. Bir de okusa yazdıklarımı.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;------------&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İstanbul'u özledim okuyucu.. Gecesini, gündüzünü, hareketini, ağır başlılığını.. Hırçın ve ağırbaşlı bir delikanlı havasındadır İstanbul.. Hareketi hiç durmayan ama uzun soluklarla içine sindireceğin bir şehir. Belki bu sene ev tutarım diye düşünüyorum. İstanbul'lu olurum iyice.. Kiralar da pahalı orada ha.. Antalya'nın kirasına benzemez.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Arkadaşlarımı da özledim.. Yurt, okul, sınıf.. Her yerden arkadaşım var gözümde tüten.. Bir de gecesi bu hiç durmayan Şehr-i İstanbul'un.. Dans etmek sabaha kadar Baraka'da.. Kehribar'ın bir nargilesini içmek İlkankam'la beraber. Özledim be İstanbul.. Benzemiyorsun başka şehre.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hiç gitmediysen, ya da gidip uzun uzun tadını çıkartmadıysan çok şey kaybediyorsun okuyucu.. Ne İzmir'e benzer, ne Ankara'ya, ne de memleketim Antalya'ya.. Bir başkadır sultanların şehri..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Temmuz ortası gitmek istiyorum bir İstanbul'a iki-üç günlüğüne de olsa.. Umarım bir aksilik çıkmaz.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hadi okuyucu, sağlıcakla kal...&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.webgirisim.com/wp-content/yuklemeler/2009/01/istanbul04preview.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 545px; height: 455px;" src="http://www.webgirisim.com/wp-content/yuklemeler/2009/01/istanbul04preview.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-226040997650354997?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/226040997650354997/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=226040997650354997' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/226040997650354997'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/226040997650354997'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2009/06/saat-0230-yorgunum.html' title=''/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-2292491113148906046</id><published>2009-06-06T13:08:00.002+03:00</published><updated>2009-06-06T13:28:28.223+03:00</updated><title type='text'>Hapis!</title><content type='html'>&lt;p&gt;...Saat 7:00 sabah.. Uyandım.. Alarm..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kalkıp hazırlanmak, duş almak, giyinmek ve tembellik yapmak yarım saatimi alıyor. İki katlı odamın üst katından aşağı inip anahtarımı alıyorum. Kapıyı çıkarken kapatıyorum. Merdivenleri iniyorum. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çimenlerin arasındaki taş blokların üzerinde yürüyorum. Ana binaya varmak iki dakikamı alıyor. Lobi bardan bir şişe küçük su alıyorum. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Merdivenler beni aşağı kata indiriyor. Dönerek.. İki dakika içinde spa görevlisinden küçük bir havlu alıyorum. Spor salonuna giriyorum..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Koşu, egzersiz, ağırlık.. Terlemişim.. Havluyu geri veriyorum. Suyumu yudumlayarak odama gidiyorum. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Duş.. Suyun yere çarpma sesi.. Yoğun.. Islak.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Saat8:30&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kahvaltı.. Restorana 8 dakikalık yürüme yolu. Epey uzak..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Saat 9:00&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Lobide oturuyorum. Önümde bilgisayar.. Hesap kitap, biraz geyik, biraz oyun.. Sıkıcı.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Saat 12:30 &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kalkıyorum.. Bilgisayarımı kapatmadan kalkıyorum. Restorana gitmek için kapıya yöneliyorum. 8 dakika yol.. İnsanlar geçiyor etrafımdan.. "Selam", " Merhaba.." &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Saat 13:00&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Lobide oturuyorum. Önümde bilgisayar.. Boş boş bakıyorum..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Saat 19:00&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kalkıyorum.. Bilgisayarı kapattım.. Odaya doğru yürüyorum.. Sıkıcı.. Duş.. Giyinmek.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Saat 19:30 &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Restorandayım.. Sıkıcı.. Yemek.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;20:30 &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Lobi.. Sıkıcı..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;22:30&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pool Bar.. Sıkıcı..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;23:00 &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Disco.. Boş.. Sıkıcı..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;24:00 &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oda.. Kitap.. Uyku.. Sıkıcı..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;07:00 &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Alarm.. Uyandım.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kalkıp hazırlanmak, duş almak, giyinmek ve tembellik yapmak yarım saatimi alıyor. İki katlı odamın üst katından aşağı inip anahtarımı alı&lt;span style="font-size:85%;"&gt;yorum. Kapıyı &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;çıkarken kapatıyo&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;rum. Merdivenleri iniyorum...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;x x x&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kutu.. Kapalı.. Karanlık.. İçindeyim.. Çıkacak bir yer arıyorum.. Yok.. Sağ dolu, sol dolu. Üst, alt, ön, arka dolu.. Küçük.. Bunaltıcı.. Sıkıcı..&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-2292491113148906046?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/2292491113148906046/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=2292491113148906046' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/2292491113148906046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/2292491113148906046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2009/06/hapis.html' title='Hapis!'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-8885510237084439999</id><published>2009-05-09T02:45:00.004+03:00</published><updated>2009-05-09T02:58:36.201+03:00</updated><title type='text'>02.48</title><content type='html'>&lt;p&gt;Yine eşiğindeyim bunalımlarımın.. Gergin ve huzursuz bir diğer günü bekliyorum.. Mutlu değilim.. m.Arkadaşlarım hep aynı şeyi söylüyorlar.. Bırak artık aynı şeyleri düşünmeyi.. Ne kadar ironik.. Hep aynı şeyi yapıyorum ve aynı bunalımlara sürükleniyorum.. Kafam da iyi zaten.. Daha bi güzelim bugün.. Kafam da güzel zaten...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu sefer üzdüğüm bir kişi var aslında.. Basit.. Kim olduğunu da biliyorum.. Gizli birşey de değil. Kendimi üzüyorum bu sefer.. Kendimle uğraşıyorum.. Bok vardı di mi? Evet.. O yüzden ondan uzak tuttum kendimi.. Neymiş efendim? İstanbul'muş.. Severim ben İstanbul'u güzel şehir.. Uzak.. Özlerim sık sık İstanbul'da bıraktığım arkadaşlarımı da ama konumuzla alakası var mı? Tartışılır.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sevgi herşeye yeter der ya şarkı.. Nerde yeter bana bir gösteriverin hadi.. Yetse bu kadar acı çekilir miydi? Hem başkası, hem ben bu kadar acı çeker miydik? &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aşk herşeyi de affetmiyor bence? Sence? Ama şarkı öyle diyordu? Yoksa demiyor muydu? Çok da önemli...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Baba bi git allaşkına ne işim var benim İtalya'da diyebildim mi? Diyemedim neden? Sor bakalım neden... Cevabın yok değil mi? Varsa da söylemiyorsun bana.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kafan mı güzel senin? Çook bugün özel.. l. Bu gün ayrı bir güzel..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Saat 02:52..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ne diye bu yazıyı yazıyorum ben? Anlamsız.. Artık yazamıyorum da eskisi gibi.. Bunlar bunalım yazıları mı acaba? Belki ileride gülüp geçerim tekrar tekrar okurken bu yazıları.. k. Ama bugün güldürmeyin beni, hiç hoş değil..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Özledim...&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-8885510237084439999?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/8885510237084439999/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=8885510237084439999' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/8885510237084439999'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/8885510237084439999'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2009/05/myine-esigindeyim-bunalmlarmn.html' title='02.48'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-2230476358941053506</id><published>2009-05-08T01:06:00.002+03:00</published><updated>2009-05-08T01:19:19.534+03:00</updated><title type='text'>Kısa paragraflar..</title><content type='html'>&lt;p&gt;Saat 01:06.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Düşünceler yine her yanıma saldırmaya başladı.. Biraz da alkolün etkisiyle duygularım daha baskın ve daha savunmasız bekliyorlar. Düşünceler saldırdıkça daha çok ezilip, içlerine kapanıyorlar..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir çok şeyi değiştirmeye çalışıyorum hayatımda.. Arkadaşlarım birçok şey söylüyor.. Bir çok hata yapıyorum.. Bir çok doğruyu silip atıyorum.. Ne yapacağımı bildiğimden şüpheliyim.. Boşlukta dolaşıyorum..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kafamda tek bir düşünce var. Ne olduğu açık ve belli. Çok iyi de biliyorum ne olduğunu.. Ama söylemek o kadar zor ki.. İtiraf etmek kendine.. Belki de inanmıyorum artık bildiğim şeylere.. Zor geliyor düşünmek başkalarının doğrularını.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gözlerim dolar gibi oluyor.. Biliyorsun ben ağlayamam.. Gözlerim bile dolmaz benim.. Ama içim o kadar dolu ki.. İçim boşaltmak istese de kendisini göz yaşlarıyla.. Dışım izin vermiyor gözlerimin dolmasına.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eski yanlışlarımı kovalıyorum hala.. Arkadaşlarım ne deselerde değişemiyorum.. Aynı hatalar.. aynı özlemler.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Keşke hayat bizim düşlerimizdeki kadar kolay olsa.. Hızlı ama zor bizim hayatlarımız.. Hızlı ama zor..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kısa paragrafların adamı değilim aslında ben.. Ama uzun uzun yazmaktan korkuyorum bu gece.. Kendimi ele veririm diye.. Kendimden birşeyler eksiltirim diye.. Korkuyorum..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bozuk işte moralim.. Keyfim de yok.. Ne dersen de.. Eski hatalarıma özlem duyuyorum şu anda.. Merak ediyorum ne yapıyor bu hatalarım şimdi.. Neden bilemiyorum, her bilmek istediğimi.. Neden benim için zor bazı şeyleri öğrenmek...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-2230476358941053506?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/2230476358941053506/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=2230476358941053506' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/2230476358941053506'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/2230476358941053506'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2009/05/ksa-paragraflar.html' title='Kısa paragraflar..'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-7557620941473349564</id><published>2009-05-07T12:56:00.002+03:00</published><updated>2009-05-07T13:33:14.724+03:00</updated><title type='text'>Bölüm 3 - Yol</title><content type='html'>-Bana bak en kısa zamanda örgüte uğraman lazım. Bu arada neredeydin sen?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Emniyet.. Polis beni içeri aldı.. Ama iyiyim, bir sorun yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ne?! Polis mi? &lt;br /&gt;&lt;p&gt;-Evet ama iyiyim.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Arkadaşının sesi gittikçe telaşlı gelmeye başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Ne işin var abi senin polisle? Oğlum bak yanlış bi işe mi karıştın?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Merak etme .. İyiyim ben.. Yarın herhalde örgüte de uğrarım.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;İçinden örgüte uğramanın hiç geçmediğini fark ediyorsun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Kendine dikkat et abi.. Konuşalım en kısa zamanda..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kapatıyorsun..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Telefonu kapatınca bir an boşluğa düşüyorsun. Ne yapacağından, ne yapman gerektiğinden emin değilsin. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Arayanlar listesine göz atmaya devam ediyorsun. Annen aramış. Bir ara anneni aramayı kafanın köşesine yazıyorsun. Önemsiz bir kaç isim daha görüyorsun ama üzerinde durmuyorsun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Saçlarını karıştırarak mutfağa doğru yürüyorsun. Bozdolabını açıp bir iki dakika kadar bakıyorsun. İlgini çeken birşey göremeyince kapağı kapatıyorsun. Dolaplardan birisini açıp daha önce zulaladığın snickerslardan birisini alıyorsun. Snickers yerken kırık dişlerini sızlatıyor. Yüzünü buruşturuyorsun ama yemeye devam ediyorsun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Harabeye dönmüş vücudun sana isyan etmeye başlıyor. Ağrılarının geçmeyeceğini bildiğin için umursamıyorsun. Odana gidip cüzdanını, telefonunu ve anahtarlarını alıyorsun. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Vestiyerden ceketini uzanıp almak sana işkence gibi geliyor. Giymenin ise mazoşistlik olduğunu düşünüyorsun. İki dakika sonra aşağıdasın. Kırmızı Volkswagen Polo'n apartmanın otoparkında seni bekliyor. Biniyorsun. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Motorun çalışma sesi sana garip bir huzur veriyor. Vitesi geriye alıp otoparkta doksan derece açıyla dönüyorsun. Kısa süre sonra yola çıkmış, amaçsız şekilde ilerliyorsun. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;1- Örgüte gidip arkadaşlarının sorularına cevap vermeye karar veriyorsun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2- Yıllardır görmediğin bir arkadaşına gitmeye karar veriyorsun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3- Haluk'u arayıp, yanına gitmeye karar veriyorsun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-7557620941473349564?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/7557620941473349564/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=7557620941473349564' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/7557620941473349564'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/7557620941473349564'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2009/05/bolum-3-yol.html' title='Bölüm 3 - Yol'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-7527029620272531637</id><published>2009-05-02T21:23:00.003+03:00</published><updated>2009-05-02T22:04:47.185+03:00</updated><title type='text'>Bölüm 2 - Hücre</title><content type='html'>&lt;p&gt;-Alo?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Benim; Haluk. Seni çok merak ettik. Nerelerdesin lan 3 gündür?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3 gün lafı seni şaşkına çeviriyor. Bugün salı değil mi? İçeri alındığında günlerden pazartesi olduğunu hatırlıyorsun. İçeri alınmak mı? Telefonda bir süre sersem sersem bekliyorsun. Görüntüler şok dalgasıyla birlikte gözünün önünden geçiyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yaka paça ekip otosuna bindirilişin. Burnunun yanına oturan polis tarafından kırılması. Arabayı kan lekesi yaptın bahanesiyle merkeze girerken yediğin dayak.. Sorgu odasında gördüğün işkenceler.. Hepsini hatırlıyorsun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Alo? Ordamısın abi? Alooo?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Arkadaşının bağırışlarıyla kendine geliyorsun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Evet, evet.. Burdayım. Bu gün günlerden salı değil mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Abi ne salısı. Bugün perşembe. Üç gündür kayıpsın. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sıcaklık beynine doğru nüfuz etmeye başlıyor. Üç gün boyunca dayak yiyip, işkence görmüş olamazsın. Dikkatlice o anı aklına getiriyorsun. Emniyete alınışın. Dayakların aralıklı olarak kesilip sorgunun alınması. Birkaç kere bayıldığını hatırlıyorsun. Koca burunlu polis memurunun suratına bastırdığı 42 numara botu hatırlıyorsun. Yere nasıl düştüğün hakkında bir fikrin yok. Hatıralar kesiliyor. Kendini bir hücrede hatırlıyorsun. Üşüyorsun. O anda aklına geliyor. Çıplaksın. Vücudunda sızlayan yerler var. Burnun acıyor. Vücudundaki su kurumaya yüz tutmuş. Su damlaları sana az önce maruz kaldığın tazyikli suyu hatırlatıyor. Neden çıplak olduğunu da bu şekilde anımsıyorsun. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;İçeriye iki polis memuru giriyorlar. Çıplaklığınla ilgili cinsel şakalara(!) maruz kalıyorsun. Giysilerini sana atıp gidiyorlar. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Giyinik bir şekilde sorgu odasındasın. Yaklaşık bir saattir orada bekletiliyor olmalısın. Ne gelen var ne giden. Kısa süre sonra kapı açılıyor. Elinde copla bir polis memuru giriyor. Çok genç. Belki de akademiden yeni mezun olmuş. Bir an tereddüt ediyor. Arkasına baktığını görüyorsun. Gözünde siyah camlı bir gözlük var. Sana yaklaşıyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir süre sonra yerdesin. Polis can havliyle sana vuruyor. Darbeleri belinde, sırtında ve bazen kafanda hissediyorsun. Her tarafının kan içinde olduğuna eminsin. Polis bir süre sonra gidiyor. Bayılmak üzeresin. Başın dönüyor. Miden bulanıyor. Acıdan başka birşey hissetmiyorsun. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uyandığında tekrar hücrendesin. Gelen giden yok. Bir tabildot tepsisi içerisinde yemek görüyorsun kenarda. Yemeye başlıyorsun hemen. Kuru fasülye ve pilav. Biraz cacık. Bir parça domates. Bir bardak su. Bardak plastik. Kaşık var. Çatal veya bıçak yok. Yemek soğuyalı çok olmuş. Pilav topak topak. Kuru fasülyenin yağları donmuş. Cacık çok sarımsaklı.. Yine de bitiriyorsun. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Arkadaşının sesi kulaklarında.. Ama anlamıyorsun dediklerini..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tekrar sorgu odasındasın. Ne kadar süre geçtiğinin farkında değilsin. Çok zaman geçmediğini umuyorsun. Arkadaşların aklına geliyor. Örgüttekiler; Özgür, Haluk, Cemal, Ali, Emel.. En yakınındakilerin seni merak edeceği aklından geçiyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;İçeriye bir polis memuru geliyor. Elinde bir kağıt.. Kağıdı önüne koyuyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;- İmzala..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Okumak istediğini söylüyorsun. Adam tekrarlıyor sözünü. Sen inat ediyorsun. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Adam kağıdı alıp çıkıyor. İçeriye üç memur giriyor. Bir daha dayak yiyorsun. Artık nerenin ne hale geldiğini merak etmiyorsun. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bayıldığını biliyorsun artık. Yüzüne dokunmak acı veriyor. Hücren karanlık. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tekrar sorgu odasındasın. Bu sefer memur tipli bir adam var. Savcı olduğunu söylüyor. Basit bir şekilde ifadeni alıyor ve gidiyor. Söyleyecek pek birşeyin yok zaten. Terörist bir eylem hakkında sana sorular soruyor. Oysaki senin bu eylemden haberin bile yok. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hücrendesin.. Bir polis geliyor. Kendisini takip etmeni söylüyor. Dediğini yapıyorsun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir süre sonra emniyet aracına evini tarif ediyorsun. Araç seni evine bırakıyor. Çok sıcak davranıyorlar sana. Emniyetten ayrılırken çay bile ikram etmişlerdi. Kendine dikkat etmeni söyleyip gidiyorlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evindesin.. Uykun var.. Yatağına uzanıp öylece uyumaya başlıyorsun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Beni dinliyor musun sen? &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Arkadaşının sesi ile gerçek dünyaya dönüyorsun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Evet, evet kusura bakma.. Zor bir gün oldu.. Anlatırım.. Sonra..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Bana bak en kısa zamanda örgüte uğraman lazım. Bu arada neredeydin sen?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Emniyet.. Polis beni içeri aldı.. Ama iyiyim, bir sorun yok.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Ne?! Polis mi? &lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Evet ama iyiyim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Devamı gelecek..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1. Arkadaşın yapacağınız eylem hakkında polise bilgi verip vermediğini sorar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2. Arkadaşın yaptığınız eylem hakkında polise bilgi verip vermediğini sorar. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;3. Arkadaşın ne için içeri alındığını bilmediğinden iyi olup olmadığını ve olayın ne olduğunu sorar.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-7527029620272531637?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/7527029620272531637/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=7527029620272531637' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/7527029620272531637'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/7527029620272531637'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2009/05/alo-benim-haluk.html' title='Bölüm 2 - Hücre'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-848322159142243832</id><published>2009-04-28T14:00:00.002+03:00</published><updated>2009-04-28T14:53:47.015+03:00</updated><title type='text'>Bölüm 1 - Ev</title><content type='html'>&lt;p&gt;Gözlerin yuvalarından kurtulmak için son damlasına kadar çabalıyor.. Vücudundaki bütün kaslar ağrıdan büzüşüp emirlerine karşı geliyorlar.. Boğazında kuru bir acılık yerleşmiş sana gülüyor.. Karnın bir davula vurulur gibi ritmik olarak seni sancıya boğuyor. Bir an kendinden uzaklaşıyorsun.. Evin diğer ucundan kendine baktığını hissediyorsun.. Sonra yine kendinin içindesin.. Yatağından büyük bir çabayla kalkıyorsun ama buna hemen pişman oluyorsun. Kafana birisi kocaman bir baltayı indirmiş. Ya da sen öyle hissediyorsun, çünkü baş ağrın sana kafanın yarılmış olması gerektiğini düşündürüyor. Gözlerini ovuşturuyorsun. Bir an gözlerin rahatlar gibi oluyor ama kısa süre sonra şiş ve ağır haline geri dönüyorlar. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Terliklerini giyiyorsun ayağına sendeleyerek. Kapı kolunu tutup kapıyı açıyorsun. Koridor soğuk. Titretiyor seni bir anlığına. Düşünüyorsun üstüne bir hırka almayı ama üşeniyorsun. Tuvalete yürüyorsun ağır ve yorucu adımlarla.  Işığı yakıyorsun. Ayna solunda kalıyor, bakmıyorsun. Tuvaletini yapmaya başladığında, aslında ne kadar sıkıştığını farkediyorsun. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sifonun sesi kulaklarını doldurduğu sırada midenden bir isyan çığlığı yükseliyor. O anda aslında midenin sana bir fazlalık olarak geldiğini düşünüyorsun. Bulantı dalgası başına vuruyor.  Ellerini lavabonun kenarlarına dayayarak kafanı kaldırıyorsun. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aynada tanımadığın bir adamın yüzü var. Bir süre sonra yüz tanıdığın birilerine benzemeye başlıyor. Sol gözün morarmış olması, dudağının sağ tarafının parçalanmış olmasını, burnunun kırılmış olmasını ve sol yanagında bulunan derin yarayı çıkartırsak tıpkı bir gün önceki yüzün bile diyebileceksin. Gayri ihtiyari olarak elin önce gözüne gidiyor. Hafifçe dürtüyorsun. Gözün sana acıyla küfrediyor. Burnun gerçekten o şekli alabilmek için kırılmış olmalı, diyorsun içinden. Suyu açtığını farketmemişsin ama su bir süredir akıyor. Ellerini soğuk suyun altına sokuyorsun. Yüzünü buruşturmak sana acılarla dolu bir hediye veriyor. Suyu yüzüne sürüyorsun. Yanağındaki yaranın dikişli olduğu dikkatini çekiyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mutfaktasın. Ocakta su kaynıyor. Çay mı, kahve mi hatırlamıyorsun. Baş dönmen çok yoğun. Dalga dalga seni dünyadan kopartmaya çalışıyor. Az önce içtiğin minosetin baş ağrısına iyi geldiğini biliyorsun ama dönmeler konusunda bir umudun yok. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Beyin sarsıntısı geçirmiş olabileceğin aklına geliyor. Bir süre sonra dönme duruluyor. Biraz daha ölmeden dayanabileceğini düşünüyorsun. Beynin bütün bunlara neden olan şeyleri gözünün önüne getirmek için pek de aceleci değil. Doğru zamanı bekliyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kahveni aldıktan sonra dolaplardan mısır gevreği ve süt çıkartıyorsun. Kahveni içtikten sonra yumuşayan mısır gevreğini kaşıklıyorsun. Bir kaç dişinin eksik olduğunu o anda farkediyorsun. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kahvaltını bitirdikten sonra duş almak üzere banyoya gidiyorsun. Sıcak suyun olduğunu bilmene rağmen kontrol ediyorsun. Gece yatarken tşört ve kotunla yatmış olman o anda seni rahatsız etmeye başlıyor. Tşörtü çıkartıyorsun. Siyah tşört yapışkan ve soğuk bir hisle vücudundan ayrılıyor. Bunun nedenini vücudunun üstü çıplak kalınca öğreniyorsun. Göğsünde ve sırtında yer yer pıhtılaşmış ama hala parlayan kan izleri var. Senin kanın olmadığını umuyorsun ama buna o kadar da emin değilsin. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pantolonun çıkarken sana daha çok itaat ediyor. Ama çıkartırken eğilmek, sırtına dayanılmaz acılar çektireceğini haykırıyor. Siyah kot lekesiz görünüyor ama bir yerlerinin kanla ıslanmış olduğunu tahmin ediyorsun. Son olarak iç çamaşırını da çıkartıyorsun. Hala temiz olduğunu görmek seni mutlu ediyor. Ancak bu mutluluk bel kısmında lastiğin üzerindeki kırmızı lekelerle çok uzun sürmüyor. Sırtın da kan içinde olmalı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ilık su vücuduna değdikçe hafif sızlamalar ve ufak rahatlamalar birbirine karışıyor. Ayağının dibinden kırmızı sular aktığını görüyorsun. Kan lekelerinden kurtulmak bile sana huzur veriyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sudan çıkıp havluya uzanıyorsun. Bornozunu lekelemek bugün istemediğin bir lüks. Kurulandıktan ve saçlarını da fön makinasıyla kuruttuktan sonra odana gidiyorsun. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;İki kişilik yatağın, masan, laptopun, dolabın gözünün önünde yerleri yerine dönüyorlar. Yatağına gayri ihtiyari oturuyorsun. Sırtın ve belin bu hafif rahatlamayla sana minnet sözleri söylüyorlar. Kalkıp dolabının kapığını açıyorsun. Temiz iç çamaşırı, temiz kot ve temiz bir polo tşört vücudunda ait oldukları yere yerleşiyor. Son olarak da çorabını bin bir çabayla giyiyorsun. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Telefonunun yanıp sönen ışığı laptopunu açacakken dikkatini çekiyor. Ufak tuşlara basarak kilidini açıyorsun. 24 cevapsız çağrı yazısı merakını artırıyor. Kim olduğuna bakıyorsun. Tanıdık gelmiyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bilmediğin bir numaranın seni defalarca aramış olması sinir bozucu. Tam telefona bakarken aynı numara tekrar açıyor. Düşünmeden yeşil tuşa basıp, telefonu kulağına götürüyorsun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Alo?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1. Dün gece polisler tarafından dövüldüğünü bilen örgüt arkadaşın arıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2. Dün gece bir barda çıkan olayda dövüldüğünü öğrenen arkadaşın arıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3. Dün gece bir sokak kavgasında dayak yediğini öğrenen arkadaşın arıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(İlk seçeceğiniz numaraya göre devamını yazacağım.)&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-848322159142243832?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/848322159142243832/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=848322159142243832' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/848322159142243832'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/848322159142243832'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2009/04/bolum-1-ev.html' title='Bölüm 1 - Ev'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-8425144229396031150</id><published>2009-03-27T00:33:00.003+02:00</published><updated>2009-03-27T00:52:24.068+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;p&gt;Daha önce hiç yol yazısı yazmamıştım. Şimdi ise ne hikmettir ki bu yazıyı teknolojinin zırt dediği yerde internetten yazıyorum. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Saat 00:33. İzmir'den ayrılalı yaklaşık 30 dakika geçti. Daha yeni yola çıktık anlayacağınız üzere. Madem girişi böyle yaptım biraz daha info vereyim. Dışarıda sıcaklık +8 derece ve hava parçalı bulutlu. Gerçi ışıklar sönmediğinden dolayı etrafı inceleme fırsatı da pek bulamıyorum. Baksam da pek birşey göreceğimden değil hani. Zaten karanlıkta ne görmeyi umabilirim ki?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yine düşünüyorum da geçmişi, Antalya - İzmir arası yaptığım otobüs yolculukları aklıma geliyor. Küçükken bu yolu az katetmedim. İlk başıma bindiğim günü hatırlıyorum. Varan turizm ile Antalya'dan, İzmir'e yine seyahat edeceğim. Yaşım muhtemelen 7-8 ya da o yaşların hepsi birbirine benziyor zaten. Herneyse, klasik öğütleri dinledikten sonra, muavine emanet edilerek yola çıktım. O günden beri gece yolculukları bana daha keyifli gelir. İnsanlar uyurken ben etrafı inceler ve düşünürdüm. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Değişik yerler ve gece olduğu için yolları aydınlatan turuncumsu ağır ışık etrafı bir başka gösterir adama.. Şu anda İzmir'in çıkışını tastikleyen büyük tüneli geçiyoruz. Ben tünelleri de pek severdim. Bir ayrı keyif alırdım buralardan. Nedendir, bilinmez.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Etrafta kamyonlar, para kazanmak için direksiyon sallayan binlerce insan.. Zor iş her gece bu karanlık yolları aşındırmak aslında. Alışsan da, alışmasan da..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eskiden bir Walkman'im vardı hatırlıyorum. Philips marka. Bon Jovi dinlerdim o yaşta yol boyunca. Bir de Teoman tabi.. Yollar başka türlü çekilmezdi, müziksiz.. En güzel yol anılarımda da, en kötülerinde de müzik eşlik etti bana yolda. Tıpkı şu anda olduğu gibi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunalım da yaşadım dönerken, sevgiliden ayrılmanın acısı içerisinde, keyif de yaşadım nihayet tatilin başlayıp koca bir yazın beni beklediğini bilerek. Yolları eğlenceli kılan da aslında çıkmadan önce yaşadığımız duygulardır biraz da.. Bir şeyleri umut ederek, ya da kafamızda birşeyleri kurcalayarak yola çıkarız. Yine de uyarayım okuyucu; sarhoşken uzun yol hiç mi hiç çekilmiyor... :)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yolculuklar otobüsle bir başka tatlı, okuyucu. Her ne kadar uçak daha kolay ve kısa sürse de otobüsün tadını hiç bir zaman değişmem.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-8425144229396031150?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/8425144229396031150/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=8425144229396031150' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/8425144229396031150'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/8425144229396031150'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2009/03/daha-once-hic-yol-yazs-yazmamstm.html' title=''/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-199430031777573211</id><published>2009-03-26T16:16:00.006+02:00</published><updated>2009-03-26T16:53:17.568+02:00</updated><title type='text'>İzmir..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.compete-youth.eu/photos/Izmir_13.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 800px; height: 586px;" src="http://www.compete-youth.eu/photos/Izmir_13.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Hiç gittiniz mi İzmir'e bilemem, ama ben vakit buldukça sık sık İzmir'e giderim. Çocukluğumdan beri kalbimin bir kısmı hep bu büyüleyici şehirde kalmıştır. Severim ben İzmir'i ve sık sık gelirim özlemimi gidermeye..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir başka ülke gibidir İzmir.. Ne İstanbul'a benzer, ne Ankara'ya.. Ne de benim şehrim Antalya'ya.. İzmir bir ayrıdır hepsinin arasında. Ayak bastığım anda anlarım Türkiye'nin bitip İzmir'in başladığını.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsanları da farklıdır İzmir'in. Mutludurlar.. Sabah işe gitmek onlar için işkence değildir. Alırlar gazetelerini, binerler vapurlarına.. Birbirlerine gülümserler İzmir'liler.. Yanına oturdunuz mu günaydın derler.. Simit yoktur İzmir'liler için, onların gevrekleri vardır. Hele bir de boyoz yumurta almışlarsa durdurabilene aşk olsun.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Vapur kalktığı anda başlar çaycının bağırtıları.. Hoş bir süredir çayın yanında, portakal suyu da gelenek olmuş gibi görünüyor. Kim istemez ki taze bir portakal suyu.. Gevreğinin yanına..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uzun süredir gerçek anlamda yaşlı nüfus görebildiğim tek yer yine sanırım İzmir oldu.. İstanbul'un hareketi, Antalya'nın nemi adamı yaşlanmaya fırsat vermeden götürüveriyor, malesef. İzmir ise sanki bütün bunlara inat yaşayacağız diyen insanların yeri.. Hep böyle inatçı değil miydi zaten?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşin gücün yoksa, hava da güzelse o zaman gidilecek tek yer kordondur bu şehirde. Sırf oturup çayını yudumlamak bile kordonu izlerken, bütün gününü orada geçirmene neden olabilir bazen. Hele bir de yazsa keyfine doyum olmaz kordonun. Gençler akşam üstü oturmuşlardır çimlere.. Liselisi, üniversitelisi farketmez.. Almışlardır biralarını-şaraplarını, ki zaten o günlük son paralarıdır muhtemelen hepsinin.. Bir de midyeci geçer o sırada yanlarından. Kaptırıverir bütün tepsiyi oturan gruba bir anda.. Söylemeden de geçemeyeceğim, İzmir'in midyesi de bir başka güzeldir. Tadına doyum olmaz.. Bir oturdun mu başına 30-40 rahat bulunur. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir de rekabeti vardır İzmir'in.. Bir yanda ünlü yeşil-kırmızı 35½ (Otuzbeşbuçuk), bir yanda sar-kırmızı Göz-Göz.. Ne çekişmedir Karşıyaka ile Göztepe'nin rekabeti.. Zavallı Altay arada kalmış tek başına..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir başkadır Ege'nin havası. O kadar da güzeldir yemekleri.. Zeytinyağlılarına doyum olmaz Ege'nin.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir de kızları vardır İzmir'in.. Hep denir ya "Ne de güzeldir İzmir'in kızları.." Gerçekten güzeldir İzmir'in kızları.. Çıkarsan Karşıyaka çarşısına yürürsün boydan boya.. Görürsün işte o zaman İzmir'in kızlarını.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir de fal furyası vardır İzmir'de.. Herkes falına baktırır İzmir'de Kemeraltı'na gittiklerinde.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çok da kültürlüdür bu İzmir'liler.. Bir o kadar da Atatürkçü'dür hepsi.. Doğru,dürüst insanlardır buradakiler. Varoşları bile ayak uydurmak zorunda kalır İzmir'in büyüsüne.. Bir başkadır bu şehir.. Güzeldir İzmir...&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-199430031777573211?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/199430031777573211/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=199430031777573211' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/199430031777573211'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/199430031777573211'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2009/03/izmir.html' title='İzmir..'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-2598358581300621196</id><published>2009-03-12T09:29:00.006+02:00</published><updated>2009-03-12T09:55:34.607+02:00</updated><title type='text'>Birikmiş yazılar 1</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.resimmax.com/data/media/402/www.resimmax.com_insan_resimleri_1_104.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 510px; height: 341px;" src="http://www.resimmax.com/data/media/402/www.resimmax.com_insan_resimleri_1_104.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Biz çocuktuk eskiden, şimdikilerin olmadıkları kadar. Büyümek istemezdik o zamanlar, memnunduk çocukluğumuzdan.. Daha fazlasına ihtiyacımız olmazdı bizim, bir bisiklet, plastik bir top ya da can sıkıntımızı geçirecek bir kaç taş parçası.. Eğlenmek için yeterliydi bunlar bize.. Fazlasına lüzum yok..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bilirsiniz belli bir yaştan öncesi hatırlanmaz.. İşte o sınırdan beri hatırlıyorum ben; biz sokakta top oynardık.. İki kişi, üç kişi.. Ne önemi var.. Önemli olan eğlenmek, çocuk olmak, doyasıya.. Çıkardı eline topunu alan sokağa.. Okuldan eve gelen çocuk ilk önce pencereden bakardı sokakta arkadaşlarının olup olmadığına.. Tek düşüncesi vardı çocuk olmak, fazlasına lüzum yok..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çok mu kafiyeli yazıyorum bugün, belki.. Belki çocukluğumuzun şiir gibi geçmiş olmasından kaynaklanıyordur, olamaz mı? Sen utanıyor musun çocukluğundan? Ben utanmıyorum arkadaş! Çocukluğumu bir çocuk gibi yaşamış olduğum için utanmıyorum! Topumu alıp sokağa fırladığım için, her araba geçerken maçımıza ara vermek zorunda kaldığımız için, bisikletten düşüp dizimi yara yaptığım için utanmıyorum! Çocuk aklımla yanımda iki-üç arkadaşım kendi maceramızı kendimiz yaratabildiğimiz için, her günümüzü sanki ayrı bir filmin aksiyon sahnesine benzettiğim için utanmıyorum..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gerçek bir çocukluk yaşayamayanların kişilikleri oturmaz.. Gaddarca bir söz gibi geliyor değil mi? Ama öyle, bu gerçek.. Biz hayatın çocuk yönünü yaşadık. Çocukluk yıllarımızdan uzaklaşabilmek için.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir dönemin sonuyduk belki de biz.. Çocukluğumuzu yaşayabildik.. Sorarım şimdi kaçtane çocuk saatlerce bisiklete biniyor? Kaç tane çocuk mahalle aralarında top oynuyor. Ya saklambaç? ya da o bütün çocuklar neredeler şimdi? &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bana masal anlatma okuyucu, biz de gittik anaokuluna ya da ilkokula.. Biz de günümüzü oralarda harcadık uzun süre.. Ama bana yalan hayatının parçalarından örnekler sunma.. Yalan olduğunu bilmiyorsun ama kendini kandırıyorsun aslında! Sokaklar tehlikeli diyorsun durmadan bozuk bir plak gibi.. Soruyorum nesi tehlikeli? E, şusu var busu var.. Yok muydu bizim zamanımızda da? Ne değişti?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sana söyleyeyim mi ne değişti.. Teknoloji... Önceliklerimiz değişti.. Benim de bir kuzenim var, çocuk.. Çocukluğunu yaşıyor mu? Orası meçhul.. Arkadaşlarımın kardeşleri var, ya da envai çeşit akrabalar.. Hepsi çocuk.. Peki nerede bunların o "çocuk"lukları? Ellerinde teknoloji harikası playstationlar, hepsi internet kafelerde.. Nerde çocukluk? Çocuk olmak bu mudur? Parayı eline sıkıştır yolla internet kafeye, oohh keyfin yerinde.. Çocuğun yerini yordamını da biliyorsun ya kebap.. Bütün gün oyalansın çocuk orada.. Neden? Bu bencilliği hakediyorlar mı? &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çocuk hayatını bağlamış interaktif oyuncaklarına ama sen diyorsun ki birşey söyleyecek olunca, "Aman elleme bak sustu, sesi çıkmıyor oynasın" Tabi çıkmaz, artık düşünemiyor ki.. Ne diyecek sana.. Vermişsin eline emziğini sussun.. Çocuklar artık çocuk değiller ki.. Çocukluklarını yaşasınlar.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bırakın sokağa çıksınlar ama artık çok geç... Sokaklar boş.. Sadece arabalar geçiyor o sokaklardan..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ah çocuklar ah.. Üzülüyorum sizlere.. Daha aramızda çok yaş olmasa da.. Hatta sizin yaşınızdayken bile.. Biz sizden farklıydık ve farklı olacağız.. Biz çocukluk yaşadık.. Sizeyse sadece üzülüyorum..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Biz hiç büyümeye çalışmadık.. Siz ise kendinizi büyük sanıyorsunuz.. Üzgünüm çocuklar siz büyüyemeyeceksiniz.. Çünkü hiç çocuk olmadınız..&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-2598358581300621196?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/2598358581300621196/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=2598358581300621196' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/2598358581300621196'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/2598358581300621196'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2009/03/birikmis-yazlar-1.html' title='Birikmiş yazılar 1'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-5589440307835892106</id><published>2009-02-19T17:27:00.002+02:00</published><updated>2009-02-19T17:59:06.675+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;p&gt;Uzun zamandır yazmadım. Antalya'ya döndükten sonra herşeyin çok güzel ve çok mutlu olacağını düşünmüştüm. Yanılmışım.. Düşünmem gereken çok fazla şey varmış meğer.. Çok fazla karar.. Karamsarlık.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün yine yağmur yağıyor ve gerginim.. Kimsenin derdini çekmek istemiyorum artık. Kendi sorunlarım bana yetiyor. Komik.. Evet komik geliyor bana başkalarının sorunları.. Ufacık şeylere nasıl da kafa patlatıp kendi kendilerini komik duruma soktuklarını görünce deliriyorum.. Suratlarına bağırmak istiyorum.. "BU MU DERT ETTİĞİN ŞEY?! Bİ KENDİNE GEL BE!" &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hakaret etmek istiyorum hepsine. Nefret ediyorum bütün hepsinden. Küçücük şeylere kendilerini kaptırıp büyük olanları göremeyenlerden. Hayatlarını ufacık sorunları ile kısıtlayıp kendilerini hapsedenlerden. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evet gerginim.. Geriliyorum gün geçtikçe.. Sinirleniyorum herşeye.. Herkesin üzerinde bir herşeyi çok bilme hastalığı.. Tamam diyorum hepiniz kralsınız.. Ben bir bok bilmiyorum ya... &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evet gerginim.. Düşünmek istemiyorum artık. Düşüncelerim ağır geliyor bana.. Taşıyamıyorum. Düşündükçe kendi içime daha çok batıyorum.. Sanırım bir çeşit bunalım hali olsa gerek.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dün birkaç arkadaşımla bir konuyu konuştuk.. Çocukluğumuz ve şimdiki çocuklar arasındaki dağlar kadar farkı düşündük... &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Biz çok şanslıymışız.. Bizim için buldugumuz her yer saha, bulduğumuz her taş kale direği, teneke kutular futbol topu iken şimdiki çocuklar arkadaşlarıyla playstation oynuyor. Biz kız erkek hep beraber sokaklarda saklambaç oynarken bugün çocuklar internet cafelerde bilgisayarların içine saklanıyorlar. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eskiden camdan baktığımda toprak sahada top oynayan çocuklar görürdüm.. Şimdi orayı otlar sarmış.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Biz bisiklete binerdik bir zamanlar.. Toplanırdık bütün arkadaşlarımız yollar katederdik bisikletlerimizle.. Şimdi kaç tane çocuk var bisiklete binen? Kaç tanesi sokakta taşlardan kale yapıp top oynayan.. Ben hatırlamıyorum yarasız beresiz eve döndüğüm günleri.. Artık çocuklar sinekten bile korkuyorlar.. Üzülüyorum.. Biz çok şanslıydık.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bizi apolitik, asosyal ve embesil yapan bütün medyaya, şirketlere, devlete teşekkürler...&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-5589440307835892106?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/5589440307835892106/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=5589440307835892106' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/5589440307835892106'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/5589440307835892106'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2009/02/uzun-zamandr-yazmadm.html' title=''/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-7203564405743031376</id><published>2009-01-29T09:01:00.003+02:00</published><updated>2009-01-29T09:23:16.690+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;p&gt;Özledim... Elini tutup hiç bir söz söylemeden sadece seni düşünmeyi özledim. Birbirimizin gözlerinin içine bakarken karşımızdakinin duygularının içinde kaybolmamızı özledim. Kalbimin küçük oyunlarla hızlanmasını özledim. Mutlu olduğuma inanmayı özledim. Seninle geçirdiğim vakitleri özledim... Seni özledim..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Saat 09:03&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dışarıda yağmur yağıyor. Hava karamsar ve mutsuz. Azıcık bir ışık giriyor odaya, benim penceremden o da.. Aydınlattığı yer sadece benim.. Evet biraz duygu yüklüyüm. Nedeni önemli mi? Belki.. Ama senin için değil.. Benim için önemli. Derler ya bu hayatı tek başımıza yaşıyoruz diye.. Gerçekten öyle mi? Hayatta tek başımıza mıyız her zaman? Belki.. Belki de değil..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üzüntülerimizi tek başımıza yaşıyoruz.. Bu kesin.. Kendi boşluğumuzun içerisinde yerçekimi olmadan döne döne dolaşıyoruz. Etrafımızdan insanlar geçse bile meteor yağmurları gibi sadece hızla yanımızdan geçip gitmelerini bekliyoruz. Ta ki yalnız kalana kadar. Yalnızlığımızı seviyoruz. Yalnız kalma isteğimiz düşünecek çok şeyimiz olmasından değil, sadece yalnızlığımızı büyütmeyi sevmemizden. Evet, doğru.. Yalnızlığımızı seviyoruz. Karamsarlık insana farklı bir haz veriyor bence. Fark edemediğimiz ama bağımlısı olduğumuz bir haz bu.. Mutlu olabileceğimizi bildiğimiz halde tam tersi yönde ardımıza bakmadan koşuyoruz. Çünkü hepimizin karamsarlığa ve yalnızlığa ihtiyacı var. Ancak her bağımlılıkta olduğu gibi dozumuzu ayarlayamıyoruz. Karamsarlığımızın içine battıkça, daha da derinlere gömülüyoruz. Asla dengeleyemiyoruz...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşte ben de o karamsar anlarımdan birisini yaşıyorum. Belki ben de ayarlayamadım bugün dozumu.. İçimden bir şey yapmak gelmiyor. Ne ders, ne başka birşey.. Kendi sorumluluklarımdan bile kaçınıyorum. Bir de yağmasaydı şu yağmur.. Daha güzel olacaktı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayatım boyunca yağmurdan nefret ettim. Islak ve karanlık.. En sevmediğim iki şeyin bir arada olmasından belki de.. Sevmiyorum ıslanmayı ve yalnız kalmayı.. Kendi yalnızlığımı kendim yaratsam da, sevmiyorum. Belki de yine saçmalıyorum. Belki de çok anlamsız söylediklerim. Ama benim için önemli.. Senin için olmasa da.. Çünkü yazmıyorum uzun zamandır.. Ve artık yazmam gerekli.. Çünkü doluyorum yazmadıkça.. Bunalıyorum içimde tuttukça yazılarımı.. Üşeniyorum yazmaya yazmaya.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dün akşam sana demiştim hiç bir hayvan yağmurda ıslanmaz diye.. Şu an ıslanan bir kuşa bakıyorum. Kapkara bir güvercin(!).. Yağmurun altında.. Halinden memnun.. Sanki sabah duş alır gibi bir hali var. Hatta oyunlar oynuyor suyla.. Mutlu.. Belki de değil.. Nasıl bilebilirim ki? &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Karşıda ıslanan martılar var.. Dünya umurlarında değil bunların. İstiflerini bile bozmuyorlar... Bir biz bu kadar aciziz doğanın karşısında.. Belki de kendimiz geldik bu noktaya.. Kim bilebilir ki?&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-7203564405743031376?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/7203564405743031376/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=7203564405743031376' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/7203564405743031376'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/7203564405743031376'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2009/01/ozledim.html' title=''/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-2566294749391363421</id><published>2008-12-29T08:58:00.004+02:00</published><updated>2008-12-30T09:57:33.853+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazartesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='unutmak'/><title type='text'>Bugün Pazartesi...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/SVnUTg7wFxI/AAAAAAAAAAo/kG9M2kK5lE4/s1600-h/IMG0002A.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/SVnUTg7wFxI/AAAAAAAAAAo/kG9M2kK5lE4/s320/IMG0002A.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5285489069419140882" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün pazartesi... Düşünüyorum da  geçen sene bu saatlerde, Gazi Lisesi'nde ilk dersin sonlarına yaklaşmış olurduk. Muhtemelen de sınav haftamız olurdu. Tek derdimiz bir sonraki derste gireceğimiz tarih sınavında nasıl kopya çekeceğimiz, soruların nasıl olacağı ve şubat tatiline daha kaç tane sınavın kaldığı olurdu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dört sene ne çabuk geçti böyle... Koskoca liseyi bitirdik, dile kolay.. Bütün eski dostlarımız şimdi bir başka yerde.. Başka arkadaşlarımız girdi hayatlarımıza.. Günümüzü artık birbirimizle değil, birbirimizden parçalar gördüğümüz yeni arkadaşlarımızla geçiriyoruz. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hele bazı anlar geliyor, diyorum şimdi bu olaya Hüseyin şunu derdi, gülerdik. Bilge bunu yapardı, her zaman yaptığı gibi. Buket, şimdi başlardı şunları söylemeye.. Bu gece kesin Sinem ve Gözde'yle beraber dışarı çıkardık. Ya da Eren, Atilla... &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hepsinden uzaktayım. Tek başımayım aslında, yanımda bir sürü yeni arkadaşım olsa da. Alışmaya çalışıyorum hala. Eski alıştığım insanlardan uzakta. Belki sana komik geliyordur okuyucu bütün bunlar. Belki de sende benim yaşadıklarımı çoktaaaan yaşamışsındır da gülüyorsundur şimdi bunlara. Diyorsundur, bu günler de geçiyor. Bak şimdi biz geldik bilmemkaçküsür yaşına.. Hangi eski arkadaşımızı hatırlıyoruz. Hangisi arıyor, soruyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aslında bu senin hatan okucu. Sen eski arkadaşlarını aradın mı? Hepiniz birbirinizden beklemediniz mi? Hep o arasın demediniz mi? Peki neden siz aramadınız? Belki daha değişik olmaz mıydı ozaman? Eminim hala lisedeki sıra arkadaşınla beraber yaptığınız esprileri başkasıyla yapamamışsındır bir daha. Onunla anlaşabildiğin kadar kimseyle bu kadar rahat olmamışsındır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Merak etme, hatırlıyorum ben. Daha çok olmadı. Şurda ne kadar önceydi ki Hüseyin'le kırmızı vosvosumuzun camına not sıkıştıralı. Ne kar önceydi ki, Bilge ve Buket'le beraber ufaklıkların yüzlerini boyayıp para kazanalı. Ne kadar oldu ki, Sinem, Gözde, Nilüfer, Eren, Atilla ile Jolly Joker'a gideli..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ne kadar oldu? Çok mu? Oldu mu birbirimizi unutmamıza izin verecek kadar? &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ben hala hatırlıyorum, Mistır Simit'i.. Bahri Abi'nin Tac Mahal'de çalıştığı günleri.. Ares'in eski yerinde Koray abi'yi ziyaret ettiğim günleri.. Ali ve Hüseyin'le Beach Park'ta sabahlamalarımızı... ve daha bir sürü şeyi..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Unutmak senin elinde okuyucu. Unutmak istersen unutursun. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ya istemezsen?&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-2566294749391363421?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/2566294749391363421/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=2566294749391363421' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/2566294749391363421'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/2566294749391363421'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2008/12/bugn-pazartesi.html' title='Bugün Pazartesi...'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/SVnUTg7wFxI/AAAAAAAAAAo/kG9M2kK5lE4/s72-c/IMG0002A.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-7981920244283826181</id><published>2008-12-25T04:38:00.003+02:00</published><updated>2009-01-23T05:23:35.278+02:00</updated><title type='text'>...</title><content type='html'>&lt;p&gt;Bazı zamanlar vardır insanın daha savunmasız olduğu. Daha romantik düşündüğü. Duygusallaştığı.. Belki öyle bir anıma denk gelmişti düşünceler yumruklarını savurmaya başladığı zaman. Düştüm.. Düşünceler ağır geldi karşı koyamadım. Düştüm..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yalnızlık ne kadar yalnız bir kelime olsa gerek.. Tek başına koskoca bir duyguyu taşıma görevini edinmiş, çabalıyor.. Yalnızlık.. Kimse yok.. Olanlar da farkında değil hiç bir şeyin..&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-7981920244283826181?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/7981920244283826181/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=7981920244283826181' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/7981920244283826181'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/7981920244283826181'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2008/12/blog-post.html' title='...'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-8696245899594545813</id><published>2008-12-24T09:34:00.002+02:00</published><updated>2008-12-24T09:50:09.129+02:00</updated><title type='text'>Karı beklerken.. (Kar hani beyaz..)</title><content type='html'>&lt;p&gt;Sabahın köründe odada bir müzik, bir hareketlilik.. Rutin aslında.. Uyananlar, dersi erken olanlar, derse gidecekler.. Peki bugün? Bir değişiklilik? Yok görünürde. Herkes yine uyandı telefonlarının alarm sesine tıpkı dünkü gibi. Ben de uyandım, gerçi telefonum çalmamıştı daha. Ama uyandım. Herkes kalkınca bir göz atıyor dışarıya anlam veremiyorum. Bir beklenti var insanların içinde.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dışarıda yağmur yağıyor. Çok değil belki ama ıslak.. Sevmem ben ıslak şakaları.. Bu da sanki günümün içine etmek için doğa ana tarafından yapılmış sulu bir şaka.. Yağmurdan hoşlanmam ben.. Yağmurda yürümek romantik gelmez bana.. Kapalı havalarda sıkılırım, birşey yapasım gelmez. Soğuk.. Islak.. Hoşlanmam.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama bugün başka bir beklenti var herkesin içinde dile getirmeseler de.. Haberlerde gördük.. Kar yağacakmış. İçimi garip bir duygu kaplayıverdi. İlk defa yaşadığım yere kara yağacakmış!!! (Antalya'da bir kere çakma bir kar görmüş olsam da onu Mart ayında yağdığından dolayı ciddiye almıyorum..)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sevindim bi an böyle, çocuklar gibi ama içimden. Dışımdan hiç belli etmem böyle şeyleri. Gereksiz. Karla karışık olacak yağmur bugün. Tutacağını da sanmıyorum. Ama olsun. Sevinirim ben kar görünce. Alışık değilim çünkü. Belki sen sıkılmışsındır bile kar görmekten. Ama ben, Antalya'nın bağrından gelen ben pek fazla kar göremedim hayatımda. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sen görüyorsan hep sevin zaten. Güzel birşey çünkü kar. Ben de göreceğim bugün. Yani umarım. Belki gece.. Bi ara göreceğim ama..&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-8696245899594545813?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/8696245899594545813/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=8696245899594545813' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/8696245899594545813'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/8696245899594545813'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2008/12/kar-beklerken-kar-hani-beyaz.html' title='Karı beklerken.. (Kar hani beyaz..)'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-9106726902734159866</id><published>2008-12-22T01:46:00.002+02:00</published><updated>2008-12-22T02:30:34.416+02:00</updated><title type='text'>Ders, ders.. Okul, okul..</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;Öğrenci adamız biz de Türkiye'nin yüzde bilmemkaçı gibi. Tek görevimiz var, çalışmak. Kimimiz yapar, kimimiz yapmaz ama görevimiz belli. Çalışacaksın, derslerini geçeceksin. Basmakalıp, asla modernize olamamış, kimliksiz bir eğitim sisteminde yapabileceğin tek şey, birilerinin senin için çok öncelerden çizmiş olduğu yoldan sapmadan yürümek. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Bu çizgiyi sırat köprüsü gibi düşünmek lazım. İkisi de çok önceden çizilmiş iki çizgi sadece.. İkisinde de yürümek zorundayız. Düşersek ya da saparsak? Yanarız.. Kayboluruz.. Hiçliğin içine düşer yok oluruz.. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Birileri çizmiş yollarımız daha önceden. Koymuşlar önümüze tek bir seçenek ve seçin diyorlar, dalga geçer gibi.. Önce Liseni seçmeni istiyorlar görkemli isimlerle, "ANADOLU LİSESİ!!", " FEN LİSESİ".. Oysaki kimin hangi lisede okuyacağı bile belli daha doğduğu günden.. Çünkü sistem zaten çoktaaan hazırlanmış o öğrencinin hayatını yönetmek için. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Öncelikle seviyesine göre lisesinin ismini değiştiriyorlar. Nasıl bir seviyeyse bu artık.. Kimisinin ki Anadolu lisesi oluveriyor. Kimisini de atıyorlar düz liseye ya da bir meslek lisesine, kanıksasınlar seviyelerinin yetersiz olduğunu daha fazlasını yapamayacaklarını kabul etsinler diye... Kısıtlıyorlar zaten baştan onların gelişimlerini, özgür düşünme yetilerini... Hayatlarını yönlendirmeye devam ediyorlar...&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Gün geliyor artık büyümüş bir birey olup bir "ÜNİVERSİTE" öğrencisi olmaya. Dört yıl boyunca bu psikolojiyi dayıyorlar öğrencinin sırtına.. Bir yük gibi biniveriyor.. Buna bir de daha ilk günden sisteme adapte olmuş ve hatta onun tarafından yetiştirilmiş aileler de katılıyor. Üstüne bir de öğretmenler, arkadaşlar, eş, dost teker teker yüklüyorlar bulabildikleri her boş laf çuvalını zavallı öğrencinin sırtına... &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Öğrencinin ise yorulması yasak.. O çalışmak zorunda.. O sistemin gereklerine ayak uydurmak zorunda yoksa.. düşer.. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Üç öğrenci vardır benim kafamda; Sistemin çoktan önünü kestiği öğrenciler, sistemin ileride önünü tıkayacağı öğrenciler ve sistemin mantığını kavrayıp ona karşı koymayı öğrenen öğrenciler...&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;İlk türdeki öğrenci tamamiyle bir umutsuz vakadır. Bir üniversite kazanma şansı %1-2 olan bu öğrenci şehrin en kötü okullarında okumaya sistem tarafından mahkum edilmiştir. Bu öğrenci genellikle çocukluğunu özgürce yaşamış, en büyük hedefi mahalle takımının bir sonraki maçında iki gol daha fazla atmak olan bu öğrenci sistemin daha baştan elediği öğrencidir. Bu öğrenci derslerinde asla başarılı olamadığı gibi başarılı bir orta öğretim hayatına sahip olma şansını da kaybeder. Onun için artık sadece moral bulabilmek için saatlerini geçireceği özgür internet kafe ortamları vardır... Sistem onu çoktan elemiştir...&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;İkinci türde bulunan öğrenciler ailelerinin baskısı sonucunda ilköğretim boyunca sokaklardan feragat edip çocukluklarını sisteme feda eden öğrencilerdir. Bunlar ilköğretim derslerini aksatmayan ve öğretmenlerinin gözde öğrencileri olmayı başarmış çocuklardır. Dersaneye giderler ve dersanede dereceler yapabilmek, daha çok soru çözeblmek hayatlarının amacı olmuştur artık. Sistem o öğrencileri ödüllendirir ve isimleri koca koca puntolarla yazılacak okullara giderler. Onlar diğerlerinden üstündürler. Çünkü onların liselerinin t*şaklı isimleri vardır. Sistem bir süre bu öğrencilerin egolarını şişirir. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Bu öğrencilerin yolu zaten çizilmiştir. Bu öğrenciler daha sonra ikiye ayrılacaklardır. Artık sistemi kavrayanlar va hala sistemin kölesi olanlar. Bu öğrencilerin bir çoğu gittikleri liseler gibi isimlere sahip üniversitelere giderler. Bu öğrencilere üniversiteler sistemde yerlerini koruyabilmek için ayrı ayrı ödüller dağıtır, paralar verir. Bu öğrenciler sistem için çok değerlidir. Çünkü sistem başarılı olduğunu kanıtlama ihtiyacı duyar. Bunu da bu öğrenciler sayesinde yeni kurbanlara gösterir. Sistem başarmıştır. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Sistemi artık bazı öğrenciler kavramaya başlamışlardır. Bu öğrenciler üniversiteye gitmenin gururuyla bir çok görevlerini tamamladıklarının farkına varırlar. Artık aileleri bunlara baskı yapamaz hale gelmiş ve gittikçe bağımsız birer birey olmaya yaklaşmışlardır. Bu noktada sistemden biraz saparlar. Tabi bunun üzerinde bazı üniversitelerin daha özgür bir eğitim yapısının olmasının büyük etkisi vardır. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Bu öğrenciler ilk senelerde derslerinde bocalayabilirler ki nitekim bocalarlar. Çünkü 12 yıl boyunca taşıdıkları yükü bir kenara koymuşlardır ve dinlenme gereği hissederler. Bu öğrenciler artık hedeflerini sisteme çizdirmek yerine kendileri çizmeye başlarlar. Sisteme bağlı iş hayallerinden kaçınır, özgür ve bireysel olmak isterler. Bu öğrencilerin kendilerini artık kurtarma şansı vardır. Bunların bir çoğunluğu zaten sistemi yaratanlar ve kontrol edenlerin yanında yerlerini alırlar.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;İkinci kesim artık memur olma yolunda büyük ölçüde ilerlemiştir. Üniversitelerini de lise gibi okur ve bitirirler. Onlar için özgürlük düşüncesi yoktur çünkü. Sistem bu düşünceyi katletmiştir doğru zamanda. Onlar sisteme bağlı çalışan androidlerdir artık. Üniversite bittikten sonra da sistemin yarattığı bir iş kolunda çalışmaya devam edecekler ve sistem her seferinde onları kendi aralarında istediği gibi rütbeler ve isimlerle oyalayacaktır. Bunlar eninde sonunda rutin ve vasat bir hayata sahip olup sisteme yeniş düşeceklerdir. - ki zaten düşmüşlerdir.-&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Gelelim son kesime, kişilikleri ve zekaları sayesinde sisteme hep karşı çıkanlara ve onu sorgulayanlara. Bu kesimin en büyük yardımcısı şanstır. Bu tip insanlar çocukluklarında sokak-ders ikilemi arasında bocalamış ve ailesine mi bağlı kalmalı, yoksa sokaklarda özgürce mi yaşamalı, karar verememiş çocuklardır. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Bunlar belirli ölçüde sokak çocuğu olup, belirli ölçüde de derslerine vakit ayırırlar. Burada basit bir düzen varmış gibi görünse de aslında bu çocuklar tamamen boşlukta büyürler. Dersleri ilk başlarda yüksek olsa da yaş ilerledikçe sistemin zorlamalarının mantıksızlığı önünde sisteme karşı tavır almaya başlarlar. Aslında bu dönem çocuk için çok tehlikeli bir dönemdir. Bu dönemde çocuk sisteme tamamen karşı bir tavır alarak sisteme en başta yenik düşenlerin arasına katılabilir. Çünkü sistem çocuk için çok fazla güçlüdür.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Çocuk şansı sayesinde sistemi ufak çalışmalarla oyalayarak balansını dengede tutabilir. Ancak hiçbir zaman ders notları ailesinin istediği gibi olmayacaktır. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Bu öğrenci isimsiz bir okula gidebilir. Ya da gittiği okulun ismi yeteri kadar büyük olmayabilir. Ancak öğrenci sistemde kendisine yeni bir yer yaratmıştır artık ve tehlikeli bir oyun oynadığının da farkına varmaya başlamıştır. Notları dengesizleşir. Üniversite stresi üstüne yük olarak binmemektedir artık. Sistemin elbet bir açık vereceğinden emindir öğrenci. Çünkü sistem hep bu açığı ona vermiştir. Belki ilk sene bi üniversite tutturamaz. Sistem ondan daha güçlü çıkabilir. Ancak elbet bir üniversitenin kapısı ona açılacaktır. Çünkü o sisteme inanmamaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Nihayet sistem bir açık verir ve bu öğrenci şansının sayesinde bir üniversitenin yolunu tutar. Artık onu durdurabilecek pek birşey kalmamıştır. Çünkü o yıllar öncesinde hangi yoldan gideceğini zaten kendisi çizmiş ve bu yolda da ilerlemiştir. Bundan sonra da hiç şaşmadan kendisinden emin bir şekilde yoluna devam edecektir. O sistemi çoktan alt etmiştir. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Sisteme yenik düşmemeniz dileğiyle...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-9106726902734159866?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/9106726902734159866/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=9106726902734159866' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/9106726902734159866'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/9106726902734159866'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2008/12/ders-ders-okul-okul.html' title='Ders, ders.. Okul, okul..'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-2868414231778886747</id><published>2008-12-17T06:04:00.003+02:00</published><updated>2008-12-19T06:27:48.704+02:00</updated><title type='text'>Uykusuzluk...</title><content type='html'>&lt;p&gt;Başladık yine bilgisayar başında sabahlama günlerine.. Okula nadiren bir çayını içmeye uğrayıp, günlerimi uyuyarak geçirme vakti geldi çattı tekrardan. O halde buyrun hep birlikte bir hoşgeldin diyelim...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İstanbul'da üniversite hayatıma başlarken kendi kendime verdiğim bazı kararlar vardı. "Düzenli olarak kitap okuyacaksın! Yazmayan çalıştığın romanın üzerine günde en az 1 saat duracaksın! Ders çalışacaksın! Derslere düzenli gideceksin! Çok gezmeyeceksin!.." Yok abi yalan bu olay. Böyle birşey yok. Ne kitap okuyorum adam gibi, ne derslerim düzgün geçiyor, ne de kitabıma oturup da BOŞ bir vakit bulabiliyorum yazabilmek için. Vaktim hep bilgisayar başında pineklemekle geçiyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Saat 06:09...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bazen gerçekten Vampirlik namına birşeyler taşıdığımı düşünüyorum. Bütün gün uykulu uykulu gezip yurda gitsem de bi uyusam masalları anlatıp gezdiğim düşünülürse, üstüne de yurda gelip gece yarısına doğru halı saha maçına gittiğimi göz önüne alırsak, benim geldiğim gibi kafayı koymuş ve şu anda 1 milyon 865. rüyamı görüyor olmam gerekliydi. Amma ve lakin ben ne yaptım? OTURDUM! Bilgisayarın başında...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu bir bağımlılık durumu mu? &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayır sorunum bilgisayarla değil yanlış anlaşılmasın. Deli gibi bir kompütür bağımlısı değilim. Benimkisi geceye karşı bir savaş. Gece beni cezbediyor aslında. Ancak uyku o güzelim geceyi benden çalan olgu. Uyuyunca gecenin bütün güzelliklerini kaybedecekmişim gibi geliyor bana. Bir özlem duyacağım sanki geceye...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gece güzeldir okuyucu! Beyenmiyorsun sen belki geceyi ama gece güzeldir. Hele bir de ay ışığı.. Bir de dolunay! Bir de yanında kadının belki de bir kadeh şarap.. Biliyorum ki Ömer Hayyam da çok severdi geceyi. İçkinin gece daha bir güzel göründüğünü düşünüyor olmalıydı.. Yok hayır aman yazdığım yazıda Hayyam Usta'dan hiçbir dörtlük bulamayacaksınız. Boşuna heveslenmeyin.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gece güzeldir.. Gece bilinmeyenlerin diyarıdır. Batman de Gotham'ı hep gece kurtarır. Gece ayrı bir kutsaldır. Ayrı bir Gotik tarzı vardır gecenin. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gece gündüzden daha çok yaşar. Gece daha çok şey yaşanır. Gece daha da eğlencelidir. Hatta sırf bu eğlence düşkünlüğü vermiştir gece kluplerinin adlarını. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gece daha hareketlidir. Gündüz cafelere gider sakin sakin otururken, gece durmayı sevmez. Gece diskodur. Dans ettirir. Gece eğlencenin can damarıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Severim ben geceyi.. Gece yazarım bu yazıları.. Daha hava aydınlanmamış ama o duruma yüz tutmuş iken... Gece düşünürüm sevdiğimi.. Sevdiklerimi... Düşüncelerimi..&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-2868414231778886747?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/2868414231778886747/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=2868414231778886747' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/2868414231778886747'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/2868414231778886747'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2008/12/uykusuzluk.html' title='Uykusuzluk...'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-5717338464683151929</id><published>2008-12-11T18:58:00.002+02:00</published><updated>2008-12-11T19:13:33.866+02:00</updated><title type='text'>Issız Adam</title><content type='html'>&lt;p&gt;Çağan Irmak ustanın son filmi epeydir sinemelarda oynamaya devam ediyor. Öncelikle bu yazıyı okuyacaksanız bu filmi izlemenizi tavsiye ediyorum. Size belki beklediğiniz gibi bir Issız Adam hikayesi veremem ama kendi hikayemden ıssız bir kaç kare görebilirsiniz...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uzun bir süredir bu tarz filmlere gitmemiştim. Belki de doğru kişiyle gidilmesi gereken filmlere karşı yanlış adamı oynuyordum hep. Giden arkadaşlarım filmi çok övmüş ve kesinlikle gitmemin gerektiğini söylemişlerdi. Biraz çekiniyordum aslında. Sıkılacağımdan korkuyordum. Yine de sevdiğim kızı alıp Issız Adam'a gitmeye karar verdim. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir adam, bir sürü yaşanmışlık, hatalar, pişmanlıklar, üzüntüler, aşklar.. dopdolu bir film vardı karşımda. Bir dakikasında bile sıkılmak ne mümkün, tam tersi derinden sarsmıştı filmin kareleri beni. Bir çok izleyici gibi ben de hayatımdan kareler görmüş ve o adamla bir çok kere kendimi bütünleştirmiştim. Ben de o hataları ya da benzerlerini yapmıştım daha kısacık bir bölümünü bitirdiğim hayatta.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sevmiştim ben de Issız Adam gibi, benim de mavi bir telaşa tutulduğum zamanlar olmuştu. Ya da yiyecekleri dolu dolu yediğim günler.. Belki ıssız adam gibi değil ama.. benim yaşadığım gibi olmuştu bütün bunlar. Ben de aşık olmuştum.. Çocukça... &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Benim de hatalarım olmuştu zamanında, ben de filmler izlemiştim sonunda başkalarının üzüldüğü.. Ben üzmüştüm onları.. Peki neydi suçları? Hepimizden bir parça taşıyor bu Issız Adam.. Yabancı değil... O biziz inanmak istemesek de..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Seviyoruz yine de.. Başkalarını üzeceğimizi bile bile.. Belki de biz üzüleceğiz.. Sevdiğimiz için.. Ama önemli mi? Hayır.. Seviyoruz.. Bazen üzmeyi de seviyoruz. Hafif bir burukluk.. Biliyorum üzülmeyi de bazen özlüyoruz. Bir tutam melankoli hayatımızda.. Seviyoruz arabesk yaşamayı hayatı bazen.. Sevdiğimize özlem duymayı..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gidin bu filme hala gitmediyseniz. Eğer hala ıssız kalmak istemiyorsanız...&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-5717338464683151929?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/5717338464683151929/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=5717338464683151929' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/5717338464683151929'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/5717338464683151929'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2008/12/issz-adam.html' title='Issız Adam'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-7950082804547001589</id><published>2008-12-07T23:01:00.004+02:00</published><updated>2008-12-07T23:14:11.286+02:00</updated><title type='text'>Ayaküstü Mutluluk</title><content type='html'>&lt;p&gt;Ayaküstü yazılan bir yazının başlangıç cümlesi de ayaküstü oluyor arkadaş. Giriyorsun konuya bir yerinden ki pek de giriş gelişme sonuç üçlemine ayak uyduramadan. Akademik bir yazı da olamıyor haliyle. Gerçi benim akademik bir yazı yazmaya da ihtiyacım yok aslında. Benim sadece paylaşmaya ihtiyacım var. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu sefer mutluluğumu paylaşmaya devam edeceğim sizlerle. Mutluyum arkadaş. Sen de mutlu olsan keşke benim kadar. Hep derler ya hayatın b*ktan gittiği dönemler var diye. Hayatın bir de dört dörtlük gittiği dönemler de var. Ben böyle bir döneme girdim işte. Aşk var çünkü içinde. Sevgi var. Mutluluk da geliyor istemeden peşisıra. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yatağımın köşesinde bir yazı vardı. Benden önce kalan bir öğrenci yazmış; "Seni seveni sen de sev" Neden beni seven herkesi sevmem gerekiyor ki? Peki benim sevdiğim de beni sevecek mi? Çok mantıksız geldi bana bu söz. Çok da arabesk. Ben arabeski sevmem be okuyucu. Sen belki sevebilirsin ama ben Kibariye falan da dinlemem zaten. Hoşlanmam böyle damar kültürlerden. Anlamam da zaten. Gerek de yok. Önemli olan aşk. Biz, siz, onlar değil. Sadece sen ve ben. Sen dediğim sevdiğim kız be okuyucu hemen üstüne alınma yani. Alın mutlu olacaksan ama pek sana demedim bu sözü. Ben sana kıyamam be okuyucu hadi sen ol kendini koy benim yerime. Yada sevdiğimin. Keyfin bilir...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evet mutluyum. Neden olmayayım ki? Aşkıma karşılık alırken, kendimizi kasmadan birbirimizi sevebilirken. İmkansız değilken. Biliyorum uzaktayım ona ama belki daha iyi değil mi böylesi? Daha çok özler daha da bağlanmaz mıyız? Denemediysen karışma be okuyucu! Moralimi bozma şimdiden. Ben böyle mutluyum işte. Gideceğim sonuna kadar. Gel sen de köstek olma bana destek ol birazcık. Yardım et de beraber aşalım bu günleri. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ne mi yapacaksın? Okuyacaksın tabi ki. :) Okuyup duygularıma ortak olacaksın. Sen de sevineceksin benimle. Sen de özleyeceksin benim gibi. Okuyacaksın yazılarımı. Gel beraber yapalım bu işi. Tut sen de bir köşesinden bu yazımın. Taşıyalım beraber uzun süre. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ne dersin?&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-7950082804547001589?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/7950082804547001589/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=7950082804547001589' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/7950082804547001589'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/7950082804547001589'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2008/12/ayakst-mutluluk.html' title='Ayaküstü Mutluluk'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-181019667696003476</id><published>2008-12-06T23:12:00.002+02:00</published><updated>2008-12-06T23:50:40.372+02:00</updated><title type='text'>Mutluluk üzerine 1 2 3'ün 3.sü (Nihai Son)</title><content type='html'>&lt;p&gt;AT'nin sonucunu pass olarak görünce sevinen şahıs ben, mutluyum özellikle dünden beri. Dün birçok şey oldu aslında. Hepsini sıraya dizmem gerekirse mantıklı bir kronoloji yaratamam sanki ama en azından sizin için deneyeceğim. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kardeşim dediğim aslan parçasını uzun bir süreden sonra görmüş olmanın mutluluğu içerisinde güne başladım. Eski esprilerimize hala gülebildiğimiz gerçeğinin farkına vardıktan sonra, eski okulumuza doğru yola koyulduk. Bu konuyu sizinle çok paylaşma gereği duymuyorum çünkü bir atraksiyona maruz kalmadım o zaman diliminde. Okuldan ayrılırken artık üç kişi olmuş yemek yiyeceğimiz yere doğru tramvay denilen toplu taşıma vasıtasıyla yolumuza devam ediyorduk. Evet artık üç kişiydik. Kardeşim, ben ve hayatımın aşkı. Evet ben ona aşıktım. Kabul ediyorum. Uzun süre kabullenememiştim taki ne kadar özlediğimin farkına varıncaya dek. Hakkaten aşıkmışım meğer. Garipsedim. Çünkü hiç aşık olmamıştım ben. Korktum.. Değişmekten değil, ben de bilmiyorum neden.. Bilen varsa açıklasın seve seve dinlerim.. Bir de çay demlerim onun için, çok sevdiğim bir arkadaşımın dediği gibi "Bunu ancak demli çay çözer" &lt;/p&gt;&lt;p&gt;O da bana aşıktı benim ona olduğum gibi. Seviyorduk be işte. Mutluyduk biz bu durumdan. Gerisi önemli mi? Mutluluğun resmini çizmeye çalışıyorduk beraber. Sırf Abidin'e gösterip "Bak Abidin, sen yapamadın biz yaptık." diyebilmek için. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aylardır umudun ne mutlu şey olduğunu hissediyordum umut ederek. Seviyordum işte... Kalbimin atışları hızlanır, elim ayağım birbirine dolanır,bir kelebeğin kanatları gibi titrerken. Mutlu olmanın mutluluğu içerisindeydim. Önemsemiyordum başkalarını veya önemseyenleri. Gerek de yokmuş zaten. Hem onlara ne, seven ben değil miyim? Hem neden anlatıyorum ki sana bunları? Hı? Cevap ver bana? Yok yok şaka yapıyorum. Beklemiyorum zaten senden birşey demeni. Öyle olsaydı okuyucu değil yazar olmaz mıydın? Biliyorsun sana anlatmamın sebebini. Değer veriyorum sana sırf vakit ayırıp da okuduğun için. Seviyorum seni be okuyucu, sen de olmasan kim dinler beni..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Seviyorum be işte hiç olmadığı gibi.. Beklemezdim kendimden böyle şeyler. Garipsedim. Garip biriyim zaten.  Önemsiz ve gereksiz. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mutluyum. Sen de mutlu ol be okuyucu. Mutlu okuyucular görmek isterim senin benim gibi. İşte o zaman Abidin resmini çizecek birşeyler bulabilir belki...&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-181019667696003476?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/181019667696003476/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=181019667696003476' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/181019667696003476'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/181019667696003476'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2008/12/mutluluk-zerine-1-2-3n-3s-nihai-son.html' title='Mutluluk üzerine 1 2 3&apos;ün 3.sü (Nihai Son)'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-6900858738242016529</id><published>2008-12-02T06:55:00.003+02:00</published><updated>2008-12-02T07:06:59.664+02:00</updated><title type='text'>Mutluluk üzerine 1 2 3'ün 2.si</title><content type='html'>&lt;p&gt;Hava aydınlanmaya başlamış sanki. Robert Krugmann'ın İlyada yorumunda olduğu gibi, gül parmaklı şafak ortaya çıkıyor. Ya da bu böyle değildi, çok da umurumda. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Vampir olmaya yüz tutan ben, -dişlerimin sivrileşmesinden korkmaya başladım- her zamanki gibi geceyi gündüze katmış, bilgisayarımın başında zaten ölmüş olan zamanımı daha da öldürmenin yollarını aramışım. Odada uyuyan arkadaşlarım rüyalarının 86. safhasını yaşarken ben ne diye hala burada oturuyorum? &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Benim anormal saatlerde yazdığım bu yazılarımı sen, okuyucu hep normal saatlerde mi okuyorsun hep merak etmişimdir. Tek ben miyim zamanı bu kadar kötü kullanan?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yarın achivement test denen bir olayın gerginliği içerisindeyim be okuyucu. Tam öss den kurtulduk derken bir de kur atlama, gelişim gibi garip garip sınavların kucağına düştük. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gözlerim acıma ile ağrıma arasında kararsız kalmışken, dışarıda onlarca martının benim için şov yaptığını yarım yamalak farkettim. Birisi martı pisliğe gelir demişti. Kim olduğunu hatırlamıyorum. Önemsizliğinden değil, kesin önemli birisidir. Sadece uykusuzluktan... &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Boşver bunları da ben de yetimi kaybediyorum sanki. Yazma yetimi... Malzeme bulamıyorum artık yazacak.. Birşeyi anladım bu arada, yazı yazabilmek için ya mutsuz olacaksın, ya da sinirli olacaksın. Yoksa yetin dağa kaçıveriyor kalıyorsun ortada. O yüzden iyi mi idare et bu yazdıklarımla. Arada bi eski yazılarıma bakıver canın sıkılırsa. Ben mi? Ben yine yazacağım saçmalamaya devam ediyor olsam da. Yazacağım.. Ya napacaktım?&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-6900858738242016529?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/6900858738242016529/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=6900858738242016529' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/6900858738242016529'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/6900858738242016529'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2008/12/mutluluk-zerine-1-2-3n-2si.html' title='Mutluluk üzerine 1 2 3&apos;ün 2.si'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-2204322790946638951</id><published>2008-11-30T04:17:00.004+02:00</published><updated>2008-12-02T06:54:55.634+02:00</updated><title type='text'>Mutluluk üzerine bir iki üçün birinicisi...</title><content type='html'>&lt;p&gt;Çıkmaz sokağa dalan adamın yapacağı çok fazla birşey olmasa gerek. Şöyle bir düşününce yapabileceği tek şey boynunu büküp paşa paşa geri dönmesi yönünde olacaktır. Ancak burda önemli olan çıkmaz sokağın gerçekten çıkmaz mı olduğudur? Bu çıkmaz sokağın bir deliği gediği yok mudur? Nedir yolu kapatan bir duvar mı üstünde "Humpty Dumpty" abinin oturduğu? Yoksa bir bina mı, artık içinde sadece farelerin konakladığı? &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Koskocaman yumurta adamın tırmandığı duvara sen tırmanamıyor musun be adam?! Senin ondan eksiğin ne? Yada korkuyor musun o karanlık binaya girmeye tek başına belki kaybolurum çekingenliği ile? Zavallısın o zaman be okuyucu.. Seni üzmeyi sevmem bilirsin ama dayanamıyorum işte seni bu halde görünce be canım okuyucu. Severim seni bilirsin. Ondan bu kadar geliyorum üzerine..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Diyeceksin şimdi bu adam kim oluyor da bana ders vermeye kalkıyor? Haklısın aslında ben kim oluyorum da tanımadığım birisine ders vermeye kalkıyorum. Saygı duyup bırakırım ders verme faslını. Yada bırakmam, istemiyorsan okumazsın be okuyucu! Seninle bunun için kavga edecek değiliz ya, kapatır gidersin sağ üst köşedeki çarpı işaretinden içinde yaşadığım bu sayfayı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;İzninle konuma dönmek istiyorum. Ehm.. (Hep sevmişimdir bu burnu havada boğaz temizleme olayını.) Ben de düştüm çıkmaz sandığım yollara. Elimde tarihi devirlerden kalma yarısı silinmiş bir harita.. Bulamadım yolumu uzun süre.. Az kalsın dönüyordum ben de boynumu bükmüş bir vaziyette. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dönmedim ama. Dönemezdim... Daldım o eski püskü binaya, bacağıma tırmanmaya çalışan sıçanları umursamadan. Az kalsın kayboluyordum karanlık koridorlarında taş binanın. Ama sonunda o pencereyi görebildim. Camları yıllar önce kırılmış, yolun kesilen devamına bakan..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve devam ettim, yolumdan ayrılmadan. Yürümeye...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-2204322790946638951?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/2204322790946638951/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=2204322790946638951' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/2204322790946638951'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/2204322790946638951'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2008/11/mutluluk-zerine-bir-iki-n-birinicisi.html' title='Mutluluk üzerine bir iki üçün birinicisi...'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-7859792821428127667</id><published>2008-11-26T23:52:00.003+02:00</published><updated>2008-11-27T00:08:13.220+02:00</updated><title type='text'>İşte yine s*çtın içine..</title><content type='html'>&lt;p&gt;Hayatın bomb*k gittiğini düşündüğün zamanlar olur ya hani. Herşey üstüste gelir. Hiç mutlu olamayacağın sanısına kapılırsın. Etrafında insanlar vardır ama sen yalnızsındır. Birileri konuşur ama dediklerini anlamazsın. Boştur lafları o insanların senin için..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşte bugün öyle bir gün. Az önce bir kere daha s*çtım güzide hayatımın içine. Birazdan kalkıp sıvamaya başlayacağım. İnsanlar dönüp duruyor etrafımda, bense tıpkı etrafından sürülerce araba geçen otobanın ortasında bir işaret tabelasıyım. Son sürat geçiyor hayat benim uykusuz ve yorgun bir okadar da üzgün halime aldırmaksızın. Gülüp geçiyor insanlar içlerindeki dertleri kimseye anlatmaksızın hiç kimseye duygularını çaktırmadan. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ben öyle değilim okuyucu, ben duygularımı saklamayı sevmem. Ben yalnız kalmayı da sevmem. Birisini bulup içimdeki duyguları aktarmak isterim her zaman. İster üzüntülü, ister mutlu farketmez.. Anlatmak isterim düşündüklerimi ve hissettiklerimi. Sen dinlersin ama değil mi? İşini gücünü bir kaç dakika kenara bırakıp beni dinlersin değilmi? Çok vefalısın be okuyucu. İmreniyorum sana bazen. Keşke ben de senin gibi oturup dinleyebilsem senin derdini. Ama olmaz değil mi? O zaman sen yazar olurdun, ben okuyucu..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Az önce s*çtım mecazi anlamda. Üzdüm yine birisini. Başka çarem var mıydı? Belki.. Ama ben? Ben mutsuz olmayacak mıydım o zaman? Benim mutlu olmam önemli değil mi? Ne biçim insansın okuyucu? Beni neden düşünmüyorsun? Azıcık bencil olma da beni de düşün. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Biliyorum aslında içinde benim için de bir acıma var. Ama bana ne faydası var bunun? Ben bir kere batırmışım gemilerimi amiral battı oynarken kara denizde. Sen bağırırken k-8 diye büyük bir coşkuyla ben j-8 de olan gemimi sırf gönlün olsun diye sürmüşüm k-8 koordinatlarına. Buruk bir mutlulukla batırmana göz yummuşum destroyer modeli gemimi. Olsun be okuyucu, bir gemi senden değerli mi? Bak tayyip oğluna bile aldı bir tane.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üzmeyeyim deil mi kendimi. Peki ya o güzel kız? O üzülsün mü? O da üzülmesin. Söyle bana be okuyucu nasıl olacak bu iş? Üzdüm kızı bir kere. Ne de iyi bir kızdı.. Ama üzdüm.. Üzüldü.. Neden peki? Ben üzülmeyeyim diye? Üzülmedim mi peki? Üzüldüm ya.. Üzülmez mi insan, başkasını üzerken? Öküz müyüz biz? Sen değilsin biliyorum. Belki sadece ben... Ama sen değil. Sen bitanesin be okuyucu. Kral adamsın hakkatten...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Neyse be güzel insan yormayayım kendimi, bir yandan Anathema çalarken bunalım buhranlarına gireyim. Sen de yat uyu be okuyucu. Beni özendir bir kere daha.. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-7859792821428127667?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/7859792821428127667/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=7859792821428127667' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/7859792821428127667'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/7859792821428127667'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2008/11/ite-yine-stn-iine.html' title='İşte yine s*çtın içine..'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-1999709898054732877</id><published>2008-11-24T07:38:00.004+02:00</published><updated>2008-11-24T07:59:33.391+02:00</updated><title type='text'>Yine saçmaladın işte...</title><content type='html'>&lt;p&gt;Bir sabaha karşı yazısı daha... Uzun süredir yazmıyordum, tekrar yazmak geldi içimden.. Aslında yazmak da değil de dökmek içimdekileri sizlere. Evet.. Bir sürü düşünce, dert, tasa.. dopdoluyum kendimce. Tıpası da yokki açayım kelimeler dökülsün birbiri ardına. Gerçi o zaman da karman çorman bir yazı çıkardı karşınıza. Anlamsız olurdu, sıkılırdınız. Bu sefer okumak istemezdiniz anlattıklarımı, çünkü anlamazdınız ne kadar zeki olsanız da. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evet başladım tekrar yazmaya çünkü taşmak üzereydi içim. Biraz benim de tavşanla kaplumbağanın yarışındaki gibi bir ağacın dibine oturup dinlenmem lazım düşüncelerimden arınıp. O yüzden bu kutsal görevi sizlere bağışlamak istiyorum, kafanızı fazla ütülemeden. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yıllar önce hatalar silsilesine ilk adımımı atmıştım aşk meşk işlerine çomak sokarak. Adamı yoruyormuş farkında değildim. Ne kadar doping alsan da asla kazanamadığın bir maratonmuş bu aşk denen meret. Kasların kopana kadar yoruluyormuşsun. Artık yakacak laktik asitin kalmıyormuş bir adım daha atabilmek için. Yine de o matrixin animesindeki zenci gibi koşuyormuşsun damarların patlayana kadar. Sonuç; sadece yıpranmış bir ruh, mutsuz rüyalar, umutsuz beklentiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O kadar hızlı koşmuşsun ki son 200 metreyi, farketmemişsin finişi çoktan geçip gittiğini. Geride kalmış sevinçlerin. Düşünün ki ben birde yanlış kulvara sapmışım farkında olmadan. Meğer maraton koşuyormuşum, 100 metre koşar gibi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yine yaptım bir hata gecenin ikisi miydi neydi? Her ne zıkkımsa. Boş bırakmaya gelmiyor beni de.. Duramıyorum hata yapmadan. Olsun yaptık işte yine.. Birilerini üzdüm yine, ya da üzeceğim biliyorum. İki lafımdan birisi keşke olsa da bir işe yaramıyor bu keşkeler. Çünkü olan biten geride kalmış bile. Sevmiyorum ben başkalarını üzmeyi. Çare de yok ki.. Mecburuz birilerini üzmeye, sırf kendimiz üzülmeyelim diye..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Al işte yaptın yine yapacağını, ne gerek vardı hemen görünce konuştun? Dayanamadın değil mi? Bencillik nereye kadar? İşte hep böyle gidecek hayatın bencil ve mutsuz..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dur bir dakika orada! Neden mutsuz olayım ki? Benim de ihtiyaçlarım var! Ben de mutlu olmak istiyorum! İyi bir üniversitede okuyorum, param var, aç değilim (belki şuan açım ama sorun değil birazdan yiyeceğim poğaçamı, doyacağım.) daha ne istiyorum? Belanı mı arıyorsun demezler mi adama? &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evet belamı arıyorum. Yoksa ne işim vardı da girecektim bu meretin altına? Yalanlarla dolu, göz boyamalarla bezeli boş bir hikaye sanki.. Üzdüm birisini bu hikayede, birisi yine üzülecek. Ben hiç üzülmüyor muyum sanki, bi sorsana!! Üzülüyorum tabi ki, hatta en çok ben üzünüyorum. Çünkü üzmek beni üzüyor. Gereksiz..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Seviyorum bazen saçmalamayı, rahatlatıyor insanı bir nebze de olsa. Kafa karıştırıcı da değil aslında senin düşündüğün kadar. Aslında olay orda duruyor hala, sadece biraz süslüyoruz çevresini, kamufle ediyoruz bu saçmalarla. Aynen şimdi yaptığım gibi..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yine saçmalayacağım bu ay içinde bir çok kere.. Ya da gelecek ay düzinelerce.. Belki de bütün bir yıl, en iyisi boşvermek. Boşverip, umursamamak. Takmamak.. Ama ya üzüldüğünde? Birisini üzdüğünde? Yine boş verebilecek misin?&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-1999709898054732877?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/1999709898054732877/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=1999709898054732877' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/1999709898054732877'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/1999709898054732877'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2008/11/yine-samaladn-ite.html' title='Yine saçmaladın işte...'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-6916098875451838645</id><published>2008-10-14T06:17:00.000+03:00</published><updated>2008-10-14T12:04:04.509+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='17'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='06'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='su'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uyku'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayaller'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayal'/><title type='text'>Hayaller</title><content type='html'>&lt;p&gt;Sabaha karşı 06:17...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3 saatlik yarım yamalak bir uykunun ardından düşüncelerle uyandım. Sanki uyumak zor geliyordu bana. Uyumamalıydım. Kendi kendime bunu kabul ettikten sonra kalkıp birşeyler yapmak üzere odadan çıktım. Çok uzaklara gitmem gerekmiyordu aslında. Gidip mutfaktan su içtim...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Düşünüyordum.. Günlerdir çok fazla düşünce aklıma dokunup geçmişti. Gerek siyasi, gerek felsefi.. Bir hayata başlamıştık 6 kişi bir odada. Çocukluk rüyalarımızın bir ucundan tutmuş gerçekleştirmek için fırsatlar kolluyorduk. Hepimizin ayrı bir hayali vardı evlerimizden ayrılmadan önce. Kimimizi içindeki hırs getirmişti İstanbul'a, kimimizi ise belki başkalarının hırsları.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Özlüyorduk özümüzü nitekim, kimileri ilk günlerde çok yadırgadı değişen hayatlarını, kimimiz ise o kadar heyecanlıydı ki olan bitenden kendisini kaptırıyordu bu yeni hayata...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Galata köprüsüne 250 metre ileride bir bina yüzlerce insanın hayallerini taşıyordu. Hepimiz üniversiteye adım attığımızda bu hayallerin imkansız olmadığını öğrendik. Ortak bir yanımız daha vardı tabii ki; yetinmeyi bilmiyorduk. Ne yaptıklarımızla, ne de yapacaklarımızla...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğleniyorduk hep beraber, kimse yabancı gelmiyordu birbirine, sanki yıllardır beraberdik burada, ilk değildi birbirimize selam verişimiz. Aslında hepimiz birbirimize benziyorduk. Belki de bu yüzdendi sempatimiz. Hepimiz buraya bir hayali gerçekleştirmeye gelmiştik.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her hayalin bir de yanında ek hayalcikleri olur bana göre, bir büyük hayali gerçekleştirebilmek için önce hayalciklerimizi yapmamız gerekir. Bunlar asıl hayalin yapı taşları gibidir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir de alternatif hayaller vardır. Bu hayaller gerçekleşmese bile ana hayalimizi etkilemez. Tıpkı bir hiyerarşi tablosu gibidir aslında hayaller. Kendi içinde dallara ayrılan birbirinden üstün ve birbirinin altında bir sürü hayal. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşte bu hayaller hayatımıza devam etmemizi sağlar. Biz hayallerimize yön verirken aslında o bizim hayatımıza yön verir. Bir adım atarken aslında hayallerimizdir bize gerekli komutu veren.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Herkesin hayalleri vardır. Ancak önemli olan umudu olmayan imkansız hayaller kurmamaktır. Aksi takdirde bu hayal bizi umutsuzluğa sürükler ve artık size komutlar veremez duruma gelir. Bunun üzerine alternatif bir hayal kuramazsak hayat bomboş bir hal alır. Çünkü artık bir komutanı kalmamıştır. Beyni olmayan bir vücuttur artık.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Benim de bir hayalim var. Ancak yürümem gereken çok uzun da bir yolum..&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-6916098875451838645?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/6916098875451838645/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=6916098875451838645' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/6916098875451838645'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/6916098875451838645'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2008/10/hayaller.html' title='Hayaller'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6086739098941003274.post-1211055370622072943</id><published>2008-09-28T23:10:00.000+03:00</published><updated>2008-09-28T23:12:34.768+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='din'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='simge'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sembol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kumaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türban'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='arabistan'/><title type='text'>Ben bir garip kumaş parçasıyım...</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Ben bir garip kumaş parçasıyım Arabistan'ın çöllerinden develerle göç etmiş. &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Zamanında insaları yakıcı güneşten ve çöl fırtınalarının taşıdığı kumlardan korurdum. Yıllar yılları kovaladı ve bir din ortaya çıktı yaşadığım topraklarda. Yıllar akıp giderken bu din başka devletlere ve onların topraklarına da yayılmaya başladı. Ve bir gün Osman oğullarının yönettiği bir devlet benim topraklarımda yaratılan dini benimseme kararı aldı. Ama bu kadarla da kalmadı. &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Topraklarımı o kadar beyenmişlerdi ki, kültürümü de onunla beraber kendilerine aldılar. İçeceklerinden, yemeklerine, yaşam tarzından, mimarisine bir çok şeyi kendi kültürlerine aktardılar. O sırada birileri de beni tuttu çekti kendi kültürüne. Aldılar götürdüler Anadolu denilen yere. Çok beyendiler benim kumaşımı, şeklimi ve kendileri de beni kullanmaya başladılar.. Artık görevim insanları güneşten, kumlardan korumak değil, bir moda unsuru olarak kendimi başkalarına beğendirmek olmuştu artık. &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Uzun yıllar davetlerin, partilerin baş konuğu oldum. Ancak yıllar sonra Osmanlı yıkıldı ve yepyeni bir devlet peydahlandı küllerinden. Bu yeni devlet beni bir kenara itivermişti bir anda. Bütün eski ihtişamım gösterişim kalmamıştı insanların gözü önünde. İnsanlar artık avrupa modasını izliyor farklı davranıyorlardı. &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Bir kaç insan bana kıyamamış olacak ki, beni önce köylerden dirilttiler tekrar. Ancak işleri biraz abartmaya başladılar. Artık ben Türk kadınının namusu olmuştum. Beni takmayan kadın namussuz olarak görünmeye başlamıştı bazı yerlerde. Ben her ne kadar bir kumaş parçası olduğumu anlatmaya çalışsam da beni dinlemediler. Beni adeta putlaştırmaya başlamışlardı. Gittikçe daha çok simgeleşiyordum. &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Ülkenin yönetimi ekonomiyi toparlayamadıkça, dışarıya açılıp saçıldıkça, insanlar seslerini çıkarmaya başladılar. Darbeler oldu. Ancak bunu bir şekilde engellemeleri insanları tek bir unsurun altında birleştirmeleri ve uyutmaları gerekliydi. Ve yine beni buldular. &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;İnsanları dini duygularını istismar edebilmek için her yerde beni kullandılar. Artık ben dinin sembolüydüm. Dini ben ayakta tutuyordum. &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Yüz yıllar önce rüzgarla ve sıcakla savaşırken şimdi el üstünde tutulmaya başlamıştım. Neden? Ben gerçekten bu kadar kutsal mıyım? Neden sadece ipliklerin birbirine geçmesinden oluşuyorum o halde? Ben sadece bir kumaş parçası olduğumu düşünürken bu insanlar neden bana bu kadar muhtaç hissediyorlar kendilerini? Anlayamıyorum...&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6086739098941003274-1211055370622072943?l=dorukayar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dorukayar.blogspot.com/feeds/1211055370622072943/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6086739098941003274&amp;postID=1211055370622072943' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/1211055370622072943'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6086739098941003274/posts/default/1211055370622072943'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dorukayar.blogspot.com/2008/09/ben-bir-garip-kuma-parasym.html' title='Ben bir garip kumaş parçasıyım...'/><author><name>Doruk Ayar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08464707026729903352</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5UqPcWu89wk/S_O6ueIgfqI/AAAAAAAAADE/HbglySaILq0/S220/_SEL7416.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
